Umay, upuzun boynu ve parlayan turuncu benekleriyle savanın en neşeli zürafasıydı. Her sabah uyandığında burnuna gele...
Kullanım İpuçları
- Sayfayı çevirmek için sayfaya tıklayın ya da yön tuşlarını kullanın.
- Dinle butonu ile sesli anlatımı başlatın.
- Oto Ses açıkken sayfa bitince otomatik devam eder.
- Kaydırıcı ile hızlı konum değiştirin.
- 3D Açık/Kapalı ile perspektifi değiştirin.
- Kilit ile sayfa tıklamalarını kapatabilirsiniz.
- Tam ekran ile daha iyi odaklanın.
- Yazı Boyutu butonu ile metin boyutunu 14px ile 30px arasında ayarlayabilirsiniz.
Minik Rakun Fındık ve Parlayan Irmak


Güneş, yemyeşil ormanın üzerinden gülümseyerek doğarken, minik rakun Fındık güne neşeyle başladı. “Bugün harika bir gün olacak!” diye mırıldandı. Ormanın içinden şarkılar söyleyerek geçti ve parıldayan ırmağın kıyısına ulaştı. Suyun şırıltısı eşliğinde bir sağa bir sola zıplıyor, yerinde duramıyordu.


Fındık, suyun kıyısına eğildiğinde gözlerine inanamadı. Irmağın dibinde kırmızı, mavi ve altın sarısı renklerde taşlar parlıyordu. Bu taşlar sanki suyun altındaki minik yıldızlar gibiydi. Fındık, bu sihirli manzarayı daha yakından görebilmek için nehre doğru iyice sokuldu.


Tam o sırada ağaçların arasından bir hışırtı duyuldu. Sincap Çıtır, uzun kuyruğunu sallayarak aşağı süzüldü. “Selam Fındık! Neye bakıyorsun böyle?” diye sordu. Fındık heyecanla parlayan taşları gösterdi. İki arkadaş yan yana gelip bu renkli taşları hayranlıkla incelemeye başladılar.


Fındık, dayanamayıp patisini serin suya soktu. “Şuna bak Çıtır, su ne kadar taze!” dedi. Suyu hafifçe havaya sıçratarak kendi kendine gülmeye başladı. Su damlacıkları havada güneşle birlikte gökkuşağı gibi parlıyordu. Oyun oynamak Fındık'ı çok mutlu ediyordu.


“Vırak! Ben de geldim!” diye bir ses duyuldu. Bu, yeşil kurbağa Zıpzıp’tı. Bir nilüfer yaprağının üzerinden kıyıya sıçradı. Zıpzıp, nehrin ortasındaki taşları görünce, “Bu taşları kullanarak harika bir köprü yapabiliriz!” dedi. Fındık ve Çıtır bu fikre bayıldılar.


Üç arkadaş hemen işe koyuldular. Çıtır ve Zıpzıp, suyun içindeki dalları ve çöpleri kenara çekerek ırmağı temizlediler. “Doğayı temiz tutarsak taşlar daha çok parlar,” dedi Çıtır. Hep birlikte taşları bir sıraya dizmeye başladılar. Nehir artık hem daha temiz hem de daha güzel görünüyordu.


Çalışmaktan biraz acıkmışlardı. Fındık, ormandaki dev mantarların gölgesine serilmiş taze böğürtlenleri getirdi. Fındık ve Çıtır, dev mantarın altına oturup neşeyle meyvelerini yemeye başladılar. “Paylaşmak ne kadar lezzetliymiş,” dedi Çıtır ağzı böğürtlen suyu içindeyken.


Karınları doyunca kıyıdaki eski bir kütüğün üzerine oturdular. Gökyüzü yavaş yavaş turuncuya ve pembeye dönüyordu. Fındık ve Zıpzıp, masalsı gün batımını izlerken doğanın güzelliği karşısında büyülenmişlerdi. Gökyüzü sanki bir ressamın tablosu gibiydi.


Hava kararmaya başlarken vedalaşma vakti gelmişti. Fındık ve Çıtır, orman yolunda yavaş yavaş yürürken bugün ne kadar çok eğlendiklerini konuştular. “Irmağı temizlemekle çok iyi bir iş yaptık,” dedi Fındık. Doğayı korumanın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anladılar.


Fındık, büyük bir ağacın kovuğundaki sıcacık yuvasına döndü. İçerisi yumuşacık yapraklar ve yosunlarla doluydu. Bugün yeni bir şeyler yapmanın ve arkadaşlarıyla vakit geçirmenin huzuruyla yatağına uzandı. “Evim, güzel evim,” diye fısıldadı.


Ormana gece sessizliği çöktü. Dışarıda ırmak sakin sakin akmaya devam ediyordu. Zıpzıp, bir taşın üzerine çıkmış, gökyüzündeki parlak yıldızların nehrin yüzeyindeki yansımasını izliyordu. Her yer gümüş rengi bir ışıkla yıkanıyordu.


Minik rakun Fındık, gözlerini yavaşça kapattı. Rüyasında yine arkadaşlarıyla birlikteydi ve parlayan taşların üzerinde dans ediyorlardı. Tüm orman onunla birlikte derin ve mutlu bir uykuya daldı. İyi uykular minik Fındık.








