Parlak güneşin ilk ışıkları nehrin üzerine düştüğünde, minik timsah Tonton gözlerini neşeyle açtı. Kuyruğunu suya haf...
Kullanım İpuçları
- Sayfayı çevirmek için sayfaya tıklayın ya da yön tuşlarını kullanın.
- Dinle butonu ile sesli anlatımı başlatın.
- Oto Ses açıkken sayfa bitince otomatik devam eder.
- Kaydırıcı ile hızlı konum değiştirin.
- 3D Açık/Kapalı ile perspektifi değiştirin.
- Kilit ile sayfa tıklamalarını kapatabilirsiniz.
- Tam ekran ile daha iyi odaklanın.
- Yazı Boyutu butonu ile metin boyutunu 14px ile 30px arasında ayarlayabilirsiniz.
Minik Fil İnci ve Ormandaki İlk Çiçek


Güneş pırıl pırıl parlıyordu. Minik fil İnci, hortumuna nehirde taze su doldurmuştu. Bahçedeki susamış beyaz papatyayı görünce ona nazikçe su püskürttü. Papatya suyla buluşunca yapraklarını sevgiyle açtı.


İnci ormanda yürürken boynunu bükmüş, çok susuz kalmış küçük, mavi bir yaban çiçeği buldu. “Üzülme küçük çiçek,” dedi İnci. Kalan son suyunu da bu yalnız çiçeğe paylaştırdı. Çiçek canlanınca gökyüzüne gülümsedi.


O sırada ağaçların arasından bir hışırtı geldi. Sincap Fındık, pofuduk kuyruğunu sallayarak İnci'nin yanına zıpladı. “Merhaba İnci! Doğaya yardım etmen ne kadar güzel,” dedi Fındık neşeyle.


Fındık da yardım etmek istiyordu. Çiçeklerin etrafındaki kurumuş eski yaprakları ve küçük taşları temizlemeye başladı. Pofuduk kuyruğunu bir süpürge gibi kullanarak toprağı havalandırdı. Artık çiçekler daha rahat nefes alabiliyordu.


Tam o anda renkli kanatlarıyla kelebek Benekli çıkageldi. Benekli, İnci'nin hortumunun ucuna kondu. “Ben de size katılabilir miyim?” diye sordu. İnci ve Fındık hep birlikte ormanı korumaya söz verdiler.


Üç arkadaş ormandaki patika boyunca yürümeye başladılar. Yol boyunca etraftaki dev ağaçları, şarkı söyleyen kuşları ve minik karıncaları izlediler. Doğanın her köşesi ayrı bir mucizeyle doluydu.


Bir açıklığa geldiklerinde durup temiz havayı içlerine çektiler. “Doğayı korumak, birbirimizi korumak demektir,” dedi Fındık. Hepsi doğaya olan sevgilerini birbirleriyle paylaştılar ve bu güzel günün tadını çıkardılar.


Yorulunca büyük bir çam ağacının gölgesine oturdular. Çalıların arasında kıpkırmızı, tatlı böğürtlenler buldular. İnci ve Fındık karınlarını doyururken, Benekli de çiçeklerin özünden tadıyordu.


Akşam olmaya başladığında gökyüzü pembeye ve turuncuya boyandı. “Bakın, gökyüzü bile gülümsüyor!” dedi Benekli. Güneşin batışını izlerken doğanın ne kadar huzurlu olduğunu bir kez daha anladılar.


“Yarın dere kenarındaki fidanları kontrol edelim mi?” diye sordu İnci. Arkadaşları bu fikri çok sevdi. Yarınki maceralarını planlayarak, neşe içinde evlerinin yolunu tuttular.


İnci eve vardığında çok yorgun ama bir o kadar da mutluydu. Yumuşacık samanlardan ve battaniyelerden yapılmış yatağına girdi. Pencereden giren ay ışığı odasını yumuşak bir maviyle aydınlatıyordu.


İnci, gözlerini kapattığı an rüyalar alemine daldı. Rüyasında Fındık ve Benekli ile birlikte güneşli ormanda özgürce koşuyor, rengarenk çiçeklerin arasında oyunlar oynuyordu. Mutlu uykusu, yeni maceraların müjdecisiydi.








