Güneşli bir sabah, yeşil çayırların en yumuşak köşesinde minik koyun Pamuk uyanmış. Pamuk’un bembeyaz ve kabarık yünl...
Kullanım İpuçları
- Sayfayı çevirmek için sayfaya tıklayın ya da yön tuşlarını kullanın.
- Dinle butonu ile sesli anlatımı başlatın.
- Oto Ses açıkken sayfa bitince otomatik devam eder.
- Kaydırıcı ile hızlı konum değiştirin.
- 3D Açık/Kapalı ile perspektifi değiştirin.
- Kilit ile sayfa tıklamalarını kapatabilirsiniz.
- Tam ekran ile daha iyi odaklanın.
- Yazı Boyutu butonu ile metin boyutunu 14px ile 30px arasında ayarlayabilirsiniz.
Minik Zürafa Zuzu ve Uzun Yol


Güneş, altın sarısı savananın üzerine neşeyle doğuyordu. Minik zürafa Zuzu, uykusundan uyandı ve gerindi. Uzaklara, ta ufka baktığında mor ve pembe çiçeklerle kaplı o meşhur tepeyi gördü. “Bugün oraya gitmeliyim!” dedi kendi kendine. Tepede kim bilir ne kadar güzel kokular vardı.


Zuzu yola koyuldu. Bacakları ince uzundu ama tepe gerçekten çok uzak görünüyordu. “Her seferinde sadece bir adım,” diye mırıldandı Zuzu. Küçük adımlarıyla sarı otların arasında ilerlemeye başladı. Kendini çok cesur ve neşeli hissediyordu.


Bir süre sonra Zuzu, yolun kenarında duran birine rastladı. Bu, siyah beyaz çizgileriyle çok havalı görünen Zebra Zeki’ydi. Zeki, taze yeşil otları çiğniyordu. Zuzu'yu görünce kocaman gülümsedi. “Merhaba Zürafa Zuzu! Bu sıcakta nereye böyle?” diye sordu.


Zuzu, “Çiçekli tepeye gidiyorum,” dedi. “Gelmek ister misin?” Zeki bu fikre bayıldı. “Harika! Tek başına yolculuk etmek zordur ama beraber her yer yakın gelir,” dedi Zeki. Kuyruğunu sallayarak Zuzu'nun yanına geçti.


İki arkadaş birlikte yürümeye başladılar. Yol boyunca şakalaştılar, birbirlerine hikayeler anlattılar. Turuncu güneş tepede yükseldikçe savana daha da güzelleşiyordu. Zeki hızlı adımlarla ilerlerken, Zuzu da ona uzun bacaklarıyla ayak uydurmaya çalışıyordu.


Bir süre sonra güneş iyice kızdı. Zuzu’nun bacakları yorulmaya, başı öne eğilmeye başladı. “Zeki, sanırım biraz yoruldum,” diye fısıldadı. Çiçekli tepe hala çok uzaktaydı. Zeki, arkadaşının üzüldüğünü görünce durdu.


“Bak, orada bir dere var!” dedi Zeki. Gerçekten de ileride şırıl şırıl akan mavi bir dere duruyordu. Hemen oraya koştular. Zuzu eğilip buz gibi sudan kana kana içti. Suyun serinliği ona yeniden enerji verdi.


Derenin yanındaki büyük ve gölgeli bir ağacın altına uzandılar. Zeki, “Acele etmemize gerek yok Zuzu,” dedi. “Adım adım gidersek her yere ulaşabiliriz. Önemli olan yolu beraber yürümek.” Zuzu arkadaşına teşekkür etti; dinlenmek ona çok iyi gelmişti.


Dinlendikten sonra yola devam ettiler. Çok geçmeden tepenin eteklerine ulaştılar. Her yer; sarı, kırmızı, mavi ve mor çiçeklerle doluydu. Havada dünyanın en güzel kokusu vardı. Zuzu heyecanla, “Başardık Zeki!” diye bağırdı.


Tepenin en üstüne çıktıklarında, tüm savanayı ayaklarının altında gördüler. Zuzu, arkadaşı Zeki'ye dönüp, “Seninle olmasa bu yol bitmezdi,” dedi. İki dost, batan güneşin turuncu ışıkları altında, çiçeklerin arasında yan yana durup manzarayı seyrettiler.








