Minik Panda Pati ve Küçük Düş
Minik panda Pati için uyku vakti gelmişti. Dışarıda gümüş rengi bir ay parlıyordu. Pati, üzerinde minik yıldızlar ola...
Aramaya başlamak için yukarıdaki kutuya yazın
Okuma deneyiminizi zenginleştirecek özellikler ve ipuçları


Bir sabah güneş ormanın üzerinde nazikçe parlarken, küçük panda Pati bambu ağaçlarının arasında dolaşıyordu. Birden ayaklarının dibinde bir parıltı gördü. Eğilip baktığında, toprağın üzerinde ışıl ışıl parlayan masmavi bir taş buldu. Bu şimdiye kadar gördüğü en parlak şeydi.


Pati tam mavi taşı eline almıştı ki, hemen yanında başka parıltılar fark etti. Çalıların arasında sarı, pembe ve turuncu küçük taşlar saklanmıştı. Sanki her biri ona “Beni de gör!” der gibi göz kırpıyordu. Pati'nin gözleri mutlulukla parladı.


“Bunlar harika!” dedi Pati. Hepsini toplayıp evine götürmek, yatağının başucuna koymak istedi. Pati, bulduğu tüm renkli taşları kucağında biriktirmeye başladı. Onları sıkıca tutuyor, kimseyle paylaşmak istemiyordu.


Pati tam arkasını dönüp gidecekken duraksadı. Elindeki taşlara ve sonra etrafındaki yaşlı ağaçlara baktı. “Bu taşlar ormanda ne kadar da güzel görünüyor,” diye düşündü. Sanki ormanın minik pencereleri gibiydiler. Onları buradan ayırmak doğru muydu?


O sırada çalıların arasından bir ses duyuldu. Bu, Pati'nin en yakın arkadaşı Lila'ydı. Lila, yumuşak adımlarla Pati'nin yanına doğru yürüyordu. Uzaktan arkadaşının elindeki parıltıları fark etmişti ve neler olduğunu merak ediyordu.


Lila, Pati'nin yanına geldiğinde ikisi de yere çömeldi. Pati avucundaki hazineyi Lila'ya gösterdi. Birlikte taşları dikkatlice incelemeye başladılar. Taşlar güneş ışığı altında gökkuşağı gibi renk değiştiriyordu.


“Bak Lila, bu yıldız şeklinde!” dedi Pati mor bir taşı göstererek. Lila da yuvarlak, turuncu bir taşı eline aldı. Taşların her birinin kendine özgü bir şekli ve dokusu vardı. Bazıları pürüzsüz, bazıları ise köşeliydi.


Lila yumuşak bir sesle, “Pati, bu taşlar sanki bu yosunların üzerinde daha mutlu,” dedi. Lila, elindeki en güzel taşlardan birini yavaşça eski yerine, yumuşak bir kaya parçasının üzerine bıraktı. Taş, güneş ışığında yeniden parlamaya başladı.


Pati bir an durdu ve Lila'ya hak verdi. Bir şeyin çok güzel olması, onu mutlaka eve götürmesi gerektiği anlamına gelmiyordu. Pati de kucağındaki son taşı yavaşça toprağa bıraktı. Şimdi elleri boştu ama içi çok rahattı.


Taşlar ait oldukları yerde, ağaçların gölgesi ve güneşin dansıyla çok daha canlı görünüyorlardı. Pati ve Lila ayağa kalkıp bu manzarayı seyrettiler. Orman, bu küçük mücevherlerle birlikte bir masal diyarı gibiydi.


Lila, Pati'nin omzuna dokundu. “Doğayı olduğu gibi bırakmak, aslında en büyük hazineyi korumaktır,” dedi. Pati artık anlamıştı; gerçek hazine taşlara sahip olmak değil, onların doğadaki güzelliğine şahit olabilmekti.


Güneş batmaya başlarken iki arkadaş ormandan ayrıldılar. Pati'nin cepleri boştu ama kalbi neşeyle doluydu. Arkasına bakıp o parıltılara el salladı. Gerçek bir koruyucu olmanın mutluluğuyla evinin yolunu tuttu.



Aşağıdaki link ve iframe kodunu kullanarak kitabı sitene ekleyebilirsin.