Güneşli bir sabah, yeşil çayırların en yumuşak köşesinde minik koyun Pamuk uyanmış. Pamuk’un bembeyaz ve kabarık yünl...
Kullanım İpuçları
- Sayfayı çevirmek için sayfaya tıklayın ya da yön tuşlarını kullanın.
- Dinle butonu ile sesli anlatımı başlatın.
- Oto Ses açıkken sayfa bitince otomatik devam eder.
- Kaydırıcı ile hızlı konum değiştirin.
- 3D Açık/Kapalı ile perspektifi değiştirin.
- Kilit ile sayfa tıklamalarını kapatabilirsiniz.
- Tam ekran ile daha iyi odaklanın.
- Yazı Boyutu butonu ile metin boyutunu 14px ile 30px arasında ayarlayabilirsiniz.
Minik Kirpi Diken ve Elma Pikniği


Bir sabah, minik kirpi Diken yumuşak yapraklardan yaptığı yuvasında gerinerek uyandı. Dışarıda hava serinlemiş, sonbaharın habercisi rüzgarlar esmeye başlamıştı. Diken, burnunu havaya dikip mis gibi toprak kokusunu içine çekti. “Bugün harika bir macera yaşayacağım,” diye fısıldadı neşeyle.


Diken yuvasından dışarı çıktı ve ormanın derinliklerine doğru yürümeye başladı. Her yer sarı, turuncu ve kahverengi yapraklarla doluydu. Ayaklarının altında çıtırdayan yaprakların sesi ona en sevdiği şarkıyı hatırlatıyordu. Diken, neşeyle zıplayarak ilerliyordu.


Yolun sonunda, kocaman ve yaşlı bir elma ağacı duruyordu. Ağacın dalları ağırlaşmış, meyveler yerlere dökülmüştü. Diken, yerdeki parlak ve kıpkırmızı elmaları görünce gözlerine inanamadı. “Vay canına! Ne kadar çok elma var!” diye bağırdı.


Diken, en büyük ve en sulu görünen elmayı seçti. Onu yuvasına götürüp kış için saklamak istiyordu. Ancak elmayı kaldırmaya çalıştığında, meyvenin sandığından çok daha ağır olduğunu fark etti. Ne kadar uğraşsa da elma yerinden oynamıyordu.


Pes etmeye niyeti yoktu. Burnunu elmanın yanına dayadı ve tüm gücüyle itmeye başladı. Elma yavaşça dönmeye başladı. “Tıkır tıkır” sesler çıkararak yokuş aşağı yuvarlanıyordu. Diken de elmanın arkasından koşturuyordu.


Tam o sırada çalılıkların arasından uzun kulakları ve bembeyaz tüyleriyle tavşan Pof belirdi. Pof, Diken'in çabasını görünce durdu. “Merhaba Diken! Bu koca elmayı tek başına mı taşıyorsun?” diye sordu sevimli bir sesle.


Diken, “Evet, ama biraz ağır,” dedi. Pof hemen yanına geldi. “Hadi, birlikte itelim! İki kişi olunca çok daha kolay olur,” dedi. İki arkadaş elmanın arkasına geçip senkronize bir şekilde itmeye başladılar.


Onları yüksek bir meşe ağacının dalından izleyen biri daha vardı. Bu, uzun ve kabarık kuyruğuyla sincap Çıtırtı'ydı. Çıtırtı, elmanın ne kadar lezzetli göründüğünü fark edince ağaçtan aşağı hızla süzülmeye başladı.


Çıtırtı, Diken'in yanına zıpladı. “Selam arkadaşlar! Ben de size yardım edebilirim. Elmaları güneşli meydana taşırsak orada harika bir piknik yapabiliriz,” dedi. Diken bu fikre bayıldı. Üç arkadaş çalışmaya devam etti.


Pof ve Çıtırtı, diğer elmaları da topladılar. Pof elmaları kucağında taşıyor, Çıtırtı ise küçük olanları hızlıca meydana götürüyordu. Güneşin son ışıkları ormanı altın sarısına boyarken her şey hazırdı.


Diken ve Pof, meydanın ortasına büyük bir yaprak serdiler. Üzerine elmaları dizdiler. Diken, son dokunuş olarak birkaç tane de fındık ekledi. “İşte bu hayatımda gördüğüm en güzel sofra!” dedi Pof gururla.


Üç arkadaş elmalarını afiyetle yediler. Ormanda yankılanan neşeli sohbetleri rüzgarla her yere yayıldı. Diken, paylaşmanın elmayı tek başına yemekten çok daha tatlı olduğunu o gün anlamıştı. Mutlu bir elma pikniği sona ermişti.








