Merve, okul hazırlığı yaparken eşyalarını tek tek sayar ve saymanın ne kadar eğlenceli olduğunu keşfeder.
Kullanım İpuçları
- Sayfayı çevirmek için sayfaya tıklayın ya da yön tuşlarını kullanın.
- Dinle butonu ile sesli anlatımı başlatın.
- Oto Ses açıkken sayfa bitince otomatik devam eder.
- Kaydırıcı ile hızlı konum değiştirin.
- 3D Açık/Kapalı ile perspektifi değiştirin.
- Kilit ile sayfa tıklamalarını kapatabilirsiniz.
- Tam ekran ile daha iyi odaklanın.
- Yazı Boyutu butonu ile metin boyutunu 14px ile 30px arasında ayarlayabilirsiniz.
Hasan ve Paylaşılan Hazine


Çok uzak diyarlarda, yemyeşil bir ormanın kenarında şirin bir köy vardı. Bu köyde Hasan adında iyi kalpli bir oduncu yaşardı. Hasan her sabah sadık eşeği Minnoş ile ormana gider, kuru dalları toplar ve köy halkına yardım ederdi. O, doğayı çok sever, kuşların cıvıltısını dinler, çiçekleri koklardı.


Bir gün ormanın derinliklerinde daha önce hiç duymadığı sesler işitti. Merakla seslerin geldiği yöne doğru ilerledi ve büyük bir kayanın arkasına saklandı. Rengarenk giysiler içinde, gürültücü ve şakacı bir grubun bir kayanın önünde durduğunu gördü.


Grubun lideri, heybetli ve süslü kıyafetli bir adam, kayanın önüne geçti. Ellerini havaya kaldırıp gür bir sesle bağırdı: "Açıl parlak kapı!" Hasan gözlerine inanamadı. Kayanın ortasında sihirli bir parıltıyla bir kapı belirdi.


Grup, neşeyle gülüşerek ve birbirlerine şakalar yaparak mağaranın içine girdi. Mağaranın içi bir anlığına altın gibi parladı ve sonra kapı arkalarından kapandı. Hasan, her şeyin bir rüya olup olmadığını anlamak için gözlerini ovuşturdu.


Bir süre sonra grup mağaradan çıktı. Liderleri tekrar sihirli sözleri söyledi: "Kapan parlak kapı!" ve kapı gözden kayboldu. Grup atlarına binip geldikleri gibi neşeyle uzaklaştı. Orman yeniden sessizliğe büründü.


Hasan, cesaretini topladı ve saklandığı yerden çıktı. Kalbi hızla çarpıyordu ama içinde bir merak duygusu vardı. Yavaşça kayaya yaklaştı ve derin bir nefes aldı. "Acaba bende de işe yarar mı?" diye düşündü.


Titrek bir sesle fısıldadı: "Açıl parlak kapı!" Ve mucize gerçekleşti! Kaya, aynı sihirli parıltıyla yeniden açıldı. Hasan, şaşkınlık ve sevinç içinde mağaranın girişinde durakaldı.


İçerisi bir hayal dünyası gibiydi. Mağara ağzına kadar altın paralarla, parıldayan mücevherlerle, ipek kumaşlarla ve dünyanın dört bir yanından gelmiş harika oyuncaklarla doluydu. Her şey göz kamaştırıcı bir güzellikteydi.


Hasan açgözlü biri değildi. Bu kadar çok hazineyi görünce aklına ilk gelen şey köyü ve komşuları oldu. "Bu hazineyle bütün köyümüzün hayatı değişebilir," diye düşündü. Sadece küçük bir keseyi doldurmaya karar verdi.


Mağaradan çıkarken sihirli sözleri söyledi: "Kapan parlak kapı!" Kapı usulca kapandı ve kaya eski haline döndü. Hasan, küçük hazine kesesiyle birlikte eşeği Minnoş'un yanına döndü ve köyün yolunu tuttu.


Hasan köye vardığında doğruca köy meydanına gitti. Bütün komşularını ve çocukları etrafına topladı. Herkes onun neşeyle parlayan gözlerine ve elindeki küçük keseye merakla bakıyordu.


Hasan, başından geçenleri anlattı ve kesenin içindekileri meydana serdi. "Bu hazine hepimizin!" dedi. "Bunu köyümüzü güzelleştirmek için kullanacağız." Köylüler, Hasan'in bu cömertliği karşısında çok duygulandılar.


O günden sonra köyde bir bayram havası başladı. Hazineyle yeni bir okul, çocuk parkı ve herkesin faydalanabileceği yemyeşil bahçeler yaptılar. Herkes birbirine daha çok yardım etmeye başladı.


Grup mağaraya geri döndüğünde hazinenin bir kısmının eksik olduğunu fark etti. Liderleri Koral başını kaşıdı. "Herhalde saymayı unuttuk," dedi ve arkadaşlarıyla birlikte bu durumu unutup şakalaşmaya devam ettiler. Onlar için önemli olan biriktirmekti, paylaşmak değil.


Hasan ve köylüler ise en büyük hazinenin ne olduğunu anlamışlardı. Birlikte çalışmanın, yardımlaşmanın ve paylaşmanın sevinci, mağaradaki bütün altınlardan daha değerliydi. Çünkü gerçek zenginlik paylaşmaktı.


