Pusat, büyükbabasından kalan tuhaf bir pusula bulur; pusula doğru karara işaret eder. Zamanla Pusat, asıl rehberin ke...
Kullanım İpuçları
- Sayfayı çevirmek için sayfaya tıklayın ya da yön tuşlarını kullanın.
- Dinle butonu ile sesli anlatımı başlatın.
- Oto Ses açıkken sayfa bitince otomatik devam eder.
- Kaydırıcı ile hızlı konum değiştirin.
- 3D Açık/Kapalı ile perspektifi değiştirin.
- Kilit ile sayfa tıklamalarını kapatabilirsiniz.
- Tam ekran ile daha iyi odaklanın.
- Yazı Boyutu butonu ile metin boyutunu 14px ile 30px arasında ayarlayabilirsiniz.
Bulutların Üstündeki Köy: Gökçe Köy'ün Işığı


On iki yaşındaki Ilgaz, her zaman ufkun ötesini merak eden bir çocuktu. Bir gün, köyünün arkasındaki "Hiç Bitmeyen Dağ"ın zirvesine tırmanmaya karar verdi. Sislerin arasından geçerken, kayaların arasına gizlenmiş, gümüş parıltılı dar bir patika buldu. Kalbi heyecanla çarparak bu yolu takip etti ve bulutların tam üzerinde, rüzgarın şarkı söylediği gizemli bir yere ulaştı.


Patikanın sonunda Ilgaz'ın gözleri fal taşı gibi açıldı. Burası, pamuk gibi beyaz bulutların üzerine inşa edilmiş, evlerin çatılarının gökkuşağı renklerinde parladığı Gökçe Köy'dü. Ancak köyde garip bir sessizlik vardı. Sokaklarda ne bir çocuk sesi ne de çalışan bir makine gürültüsü duyuluyordu. Herkes üzgün görünüyor, gökyüzündeki devasa, hareketsiz pervanelere bakıyordu.


Ilgaz, köyün meydanına indiğinde devasa bir rüzgar türbininin dibinde durdu. Pervaneler o kadar büyüktü ki, gölgesi tüm meydanı kaplıyordu. Türbinin paslanmış ve hareketsiz duruşu, köyün neden bu kadar sessiz olduğunu açıklıyordu. Ilgaz, "Bu makineler neden dönmüyor?" diye kendi kendine sordu ve makinelerin yapısını incelemeye başladı.


O sırada, yanında ak saçlı, elinde yağlı bir anahtar tutan Hikmet Amca belirdi. "Eskiden bu rüzgar köyümüze hem ışık hem de sıcaklık verirdi," dedi Hikmet Amca iç çekerek. "Ama mekanizma öyle bir yerden sıkıştı ki, ne kadar denersek deneyelim onu döndüremiyoruz. Bilgi tek başına yetmiyor evlat, bazen göremediğimiz bir engel her şeyi durdurur."


Ilgaz, Hikmet Amca'nın gösterdiği devasa çarkları inceledi. "Belki de sorun sadece güç uygulamak değildir," dedi Ilgaz. "Sistemdeki denge bozulmuş olabilir." O an fark etti ki, köydeki ışıklar iyice solmuştu ve akşam yaklaşırken hava soğuyordu. Köyün enerjisi biterse, bulutların üzerindeki bu yaşam tehlikeye girebilirdi.


Ilgaz, türbinin kulesine tırmanabilmek için yardım aramaya başladı. O sırada, çok hızlı hareket eden ve çevikliğiyle dikkat çeken Esinti adında bir kızla tanıştı. Esinti, köyün en iyi tırmanıcısıydı. "Eğer neyi aradığımızı bilirsek, ben en tepeye kadar çıkabilirim," dedi Esinti cesurca. Ilgaz ve Esinti, sorunu çözmek için bir takım olmaya karar verdiler.


Esinti yukarı tırmanırken, Ilgaz aşağıdan mekanizmanın birleşim noktalarını fenerle inceliyordu. Birden, ana dişlinin arasına sıkışmış, donmuş bulut kristallerini gördü. "İşte bu!" diye bağırdı Ilgaz. "Ağır sis kristalleri çarkları dondurmuş! Onları temizlemeden rüzgar pervaneleri çeviremez." Sorunu bulmuştu ama kristalleri temizlemek tek başına yapabileceği bir şey değildi.


Ilgaz, köy meydanında bir sandığın üzerine çıkarak köylülere seslendi. "Tek bir kişi dişlileri çeviremez ama hepimiz bir araya gelirsek kristalleri eritebiliriz!" dedi. Herkesin farklı bir yeteneği vardı. Kimisi sıcak su taşıyabilir, kimisi güneş aynalarını kullanabilir, kimisi de mekanizmayı yağlayabilirdi. Ilgaz, planını herkesin anlayacağı bir şekilde anlattı.


Çalışma başladı. Hikmet Amca ve Ilgaz, türbinin tabanındaki ana mili kontrol altına aldılar. Hikmet Amca ağır parçaları yerinden oynatırken, Ilgaz ona hangi vidaları gevşetmesi gerektiğini söylüyordu. Aralarındaki uyum, karmaşık sistemin yavaş yavaş gevşemesini sağlıyordu. "Harika gidiyoruz," dedi Hikmet Amca, Ilgaz'ın zekasına hayran kalarak.


Yukarıda, Esinti ve diğer genç tırmanıcılar, pervanelerin üzerine biriken buzları temizliyorlardı. Esinti, bir halatla en uçtaki kanada kadar uzandı ve kristalleri tek tek kırdı. Aşağıdaki köylüler, ayna yardımıyla güneş ışığını Esinti'nin çalıştığı noktaya yansıtarak buzların daha hızlı erimesini sağlıyordu.


Sistemin son parçası olan büyük denge kolu için herkesin gücüne ihtiyaç vardı. Esinti yukarıdan işaret verdiğinde, Hikmet Amca anahtarı çevirdi. Köylüler el birliğiyle dev halatları çekmeye başladılar. Ilgaz, herkesin aynı anda hareket etmesi için tempoyu tutuyordu. Bir, iki, üç!


Birden, derin bir gıcırtı ve ardından güçlü bir rüzgar sesi duyuldu. Pervaneler yavaşça dönmeye başladı. Pervaneler döndükçe, köydeki tüm kristal lambalar parlak, altın rengi bir ışıkla yanmaya başladı. Güneş batarken Gökçe Köy, tarihindeki en parlak ışığına kavuşmuştu. Ilgaz ve Hikmet Amca, birbirlerine gülümseyerek dönen pervaneleri izlediler. "Birlikte başardık," dedi Ilgaz gururla.


