Mercan ve Küçük Deniz Kabukları
Mercan, güneşin pırıl pırıl parladığı bir sabah kumsalda yürürken ayağının dibinde parlayan değişik şekillerde deniz ...
Aramaya başlamak için yukarıdaki kutuya yazın
Okuma deneyiminizi zenginleştirecek özellikler ve ipuçları


Yaren, doğanın içindeki renkleri ve şekilleri keşfetmeye bayılırdı. Her hafta sonu en sevdiği orman patikasında yürür, çantasından eksik etmediği defterine gördüğü her şeyi büyük bir özenle çizerdi. Bir gün aklına harika bir fikir geldi: Okulda küçük bir doğa müzesi kuracaktı. Böylece ormanın güzelliklerini tüm arkadaşlarına gösterebilecekti.


Müzesi için malzeme toplamaya başladı. Yerden topladığı ilginç taşları, parlak sarı yaprakları ve hatta canlı görünen birkaç yaban çiçeğini çantasına doldurdu. “Müzem harika olacak!” diye düşündü. Çantası ağırlaştıkça Yaren’in heyecanı da artıyordu. Ama bir yandan da kopardığı çiçeklerin çantada solmaya başladığını fark edince biraz üzüldü.


Ertesi gün topladıklarını okula götürdü ve heyecanla öğretmeni Selim Bey’e gösterdi. Selim Öğretmen, Yaren’in hevesini görünce gülümsedi ama çantasındaki koparılmış çiçekleri ve yosun parçalarını görünce duraksadı. “Yaren,” dedi yumuşak bir sesle, “Doğayı sevmek, onu korumayı da gerektirir. Ormandaki her parçanın orada bir görevi vardır.”


Selim Öğretmen tahtaya bir döngü çizdi. “Kopardığın bu çiçekler, arıların yemeğiydi. Bu yosunlar ise küçük böceklerin yuvasıydı,” diye açıkladı. Yaren, ormana iyilik yapmaya çalışırken aslında oradaki canlıların evinden bir şeyler eksilttiğini anladı. Başını öne eğdi. “O zaman ormanı nasıl sınıfıma taşıyabilirim?” diye sordu.


Eve döndüğünde Yaren uzun uzun düşündü. Odasının bir köşesinde duran eski fotoğraf makinesini gördü. İşte çözüm buydu! Nesneleri yerinden sökmesine gerek yoktu; onların sadece “görüntülerini” ödünç alabilirdi. Fotoğraf makinesini boynuna astı ve “Doğaya zarar vermeyen müze başlıyor!” dedi.


Ertesi gün en yakın arkadaşı Aras’ı da yanına alarak tekrar ormana gitti. Bu sefer yanında çanta yerine fotoğraf makinesi ve küçük not defterleri vardı. Aras, çürümüş bir ağaç kütüğünün üzerinde büyüyen minik mantarları keşfetti. Yaren hemen diz çöküp o muhteşem manzarayı fotoğrafladı.


İleride bir ağaç kavuğunda hareket eden bir şey gördüler. Bir sincaptı! Aras sessizce fısıldadı: “Eskiden olsa onu yakalamak isteyebilirdik ama şimdi sadece izliyoruz.” Yaren, sincabın meşe palamudu yiyişini uzaktan fotoğrafladı. Hiçbir şeyi yerinden oynatmadan keşfetmek, bir dedektiflik oyunu gibi çok daha heyecan vericiydi.


Okula döndüklerinde Yaren ve Aras büyük bir hazırlığa giriştiler. Çektikleri fotoğrafları bastılar ve her birinin altına araştırarak öğrendikleri bilgileri yazdılar. Hangi yaprak hangi ağaca aitti? Bu taş neden bu kadar pürüzsüzdü? Yanlış bildikleri şeyleri kitaplardan doğrusunu bularak düzelttiler.


Sınıfın bir köşesinde “Küçük Orman Müzesi” açıldı. Masaların üzerinde koparılmış çiçekler yerine, rüzgarda sallanan canlı çiçeklerin fotoğrafları vardı. Aras, ziyaretçilere ormanda buldukları ilginç taşların fotoğraflarını ve o taşların neden ormanda kalması gerektiğini anlatıyordu.


Selim Öğretmen müzeyi gezdiğinde Yaren’in gözlerindeki parıltıyı gördü. Yaren, “Öğretmenim, fotoğraf makinem aslında bir sihirli kutu gibi,” dedi. “Doğayı olduğu yerde bırakırken, güzelliğini kalbimize ve bu fotoğraflara sığdırabiliyoruz.” Artık Yaren, gerçek bir doğa koruyucusu ve gözlemcisiydi.



Aşağıdaki link ve iframe kodunu kullanarak kitabı sitene ekleyebilirsin.