Mercan ve Küçük Deniz Kabukları
Mercan, güneşin pırıl pırıl parladığı bir sabah kumsalda yürürken ayağının dibinde parlayan değişik şekillerde deniz ...
Aramaya başlamak için yukarıdaki kutuya yazın
Okuma deneyiminizi zenginleştirecek özellikler ve ipuçları


Nehir, her yaz tatilinde Kemal Dedesi’nin kasabadaki bahçeli evine gitmeyi çok severdi. Bu sabah bahçeye adımını attığında, burnuna daha önce hiç fark etmediği kadar tatlı bir esinti geldi. Sanki havada asılı kalmış, görünmez bir masal gizliydi. Bahçenin derinliklerine doğru yürürken, bu kokunun nereden geldiğini bulmaya karar verdi.


Nehir, ilk durağı olan büyük kırmızı güllerin yanına eğildi. Burnunu yapraklara yaklaştırdı ve derin bir nefes çekti. “Bu sadece bir koku değil,” diye düşündü. “Bu, güneşin sıcaklığına karışmış şekerli bir rüya gibi.” Sonra yanındaki mor lavantalara yöneldi. Her çiçeğin kendine has bir hikayesi, bir kimliği vardı.


Nehir, bulduğu kokuları ezberlemek yerine onlara yeni isimler vermeye başladı. Hanımelinin yanına gittiğinde, “Bu 'bal damlası' kokusu,” dedi kendi kendine. Küçük beyaz papatyaları kokladığında ise burnuna taze bir ekşi koku geldi. “Bu da 'limonlu güneş' olmalı!” Kokuları tarif etmek, onları sadece adlandırmaktan çok daha eğlenceliydi.


Tam o sırada bahçe kapısı gıcırdayarak açıldı ve en yakın arkadaşı Ela içeri girdi. Nehir, heyecanla yerinden fırladı. “Ela, çabuk gel! Bahçede kayıp bir hazine buldum!” dedi. Ela şaşırmıştı, çünkü Nehir’in elinde ne altın ne de gümüş vardı. Nehir gülümsedi: “Bu hazine görünmez, sadece burnunla görebilirsin!”


İki arkadaş, kucaklarına birer defter ve boya kalemleri alarak işe koyuldular. Her çiçeği tek tek inceleyip kokularını tarif ettiler. “Koku Gözlem Defteri” adını verdikleri bu deftere, çiçeklerin resimlerini çizip yanlarına nasıl koktuklarını yazdılar: “Yağmurdan sonraki toprak”, “Taze kesilmiş çimen” ve “Bulut gibi yumuşak.”


Ertesi gün erkenden uyandıklarında, bahçedeki kokuların çok daha güçlü olduğunu fark ettiler. Sabah serinliğinde hava çiçek parfümüyle dolup taşıyordu. “Neden sabahları her şey daha güzel kokuyor?” diye sordu Ela. Nehir, nemli toprağa ve üzerindeki çiy tanelerine baktı. Bu gizemi çözmek için Kemal Dede’ye sormaları gerekiyordu.


Bahçede budama yapan Kemal Dede’nin yanına koştular. Kemal Dede gülümseyerek, “Çiçekler sabahları en taze hallerindedir çocuklar,” dedi. “Güneş çok yükselmeden önce kokularını en uzağa gönderirler. Çünkü davetlilerini bekliyorlar.” Nehir merakla sordu: “Davetliler de kim dedeciğim?”


Kemal Dede, Ela’ya dönerek parmağıyla bir çiçeğin üzerindeki arıyı işaret etti. “Arılar ve kelebekler bu güzel kokuları takip ederek gelirler. Çiçekler onlara 'Buradayım, benim özümden içebilirsiniz!' der. Kokular, doğanın davetiyeleridir.” Ela, bir arının bir çiçekten diğerine konuşunu hayranlıkla izledi.


Akşama doğru Nehir, bahçenin sadece renklerden ibaret olmadığını anladı. Ayaklarının altındaki toprağın yumuşaklığı, rüzgarın yapraklardaki hışırtısı ve burnuna dolan o muhteşem kokular... Doğa, beş duyusuyla birden hissedebileceği devasa bir tabloydu. Ela ile birlikte gözlerini kapatıp doğanın senfonisini dinlediler.


Artık Nehir bahçeye her çıktığında önce duruyor ve gözlerini kapatıyor. Burnuna gelen “naneli serinlik” veya “vanilyalı rüzgar” ile hangi çiçeğin ona selam verdiğini anlıyor. Kayıp Kokular Bahçesi artık kayıp değildi; Nehir’in kalbinde ve defterinde sonsuza dek yaşayacaktı.



Aşağıdaki link ve iframe kodunu kullanarak kitabı sitene ekleyebilirsin.