Minik Gelincik Milo, bahçedeki uzun çubuğun gölgesinin sabah ve öğleden sonra farklı yerlere düştüğünü fark etti. Bu ...
Kullanım İpuçları
- Sayfayı çevirmek için sayfaya tıklayın ya da yön tuşlarını kullanın.
- Dinle butonu ile sesli anlatımı başlatın.
- Oto Ses açıkken sayfa bitince otomatik devam eder.
- Kaydırıcı ile hızlı konum değiştirin.
- 3D Açık/Kapalı ile perspektifi değiştirin.
- Kilit ile sayfa tıklamalarını kapatabilirsiniz.
- Tam ekran ile daha iyi odaklanın.
- Yazı Boyutu butonu ile metin boyutunu 14px ile 30px arasında ayarlayabilirsiniz.
Minik Turna ve Kayıp Gölge


Minik Turna, sabah güneşinin ilk ışıklarıyla gölün kıyısında yürüyüşe çıktı. Adım attıkça arkasından gelen uzun bir karartı fark etti. Durunca o da duruyor, yürüyünce o da yürüyordu. Minik Turna şaşkınlıkla, “Neden bazen bu kadar uzunsun?” diye sordu kendi kendine.


Suyun üzerinde neşeyle süzülen Ördek Paypay’ın yanına gitti. Paypay neşeyle vakvaklayarak kanatlarını çırptı. “Güneş uyanınca gölgen de uyanır ve seninle oynamaya başlar,” dedi Paypay. Minik Turna gölgesine baktı, sanki gölgesi de ona el sallıyordu.


Biraz ileride, büyük yeşil bir yaprağın üzerinde Kurbağa Zıpzıp duruyordu. Minik Turna ona gölgesinin neden biraz kısaldığını sordu. Zıpzıp havaya doğru büyük bir neşeyle zıpladı: “Bak, güneş gökyüzünde yükseldikçe gölgen yorulup ayaklarının altına saklanıyor!” dedi.


Minik Turna yürümeye devam etti ve yolun kenarında yavaşça ilerleyen Kaplumbağa Tosbik'e rastladı. Güneş şimdi gökyüzünün en tepesinde, tam üzerlerindeydi. Minik Turna, gölgesinin neredeyse tamamen yok olduğunu görünce çok şaşırdı.


Tosbik ağırbaşlı bir şekilde başını kabuğundan dışarı çıkardı ve gülümsedi. “Endişelenme küçük dostum,” dedi. “Güneş tam tepedeyken gölge en kısa halini alır, adeta seninle saklambaç oynar.” Minik Turna, ayaklarının altındaki küçücük siyah noktaya bakıp kıkırdadı.


Tam o sırada yumuşak çimenlerin üzerinde Tavşan Pofidik zıplayarak yanlarına geldi. Birden büyük, beyaz bir bulut güneşin önünü kapattı. Minik Turna heyecanla yere baktı; o küçücük gölge bile artık görünmüyordu. “Gölgem nereye gitti?” diye bağırdı.


Pofidik burnunu oynatarak gülümsedi. “Gölgen kaybolmadı, sadece biraz dinleniyor,” dedi. “Işık azaldığında veya bulutlar araya girdiğinde gölgeler sadece biraz silikleşir. Ama ışık geri geldiğinde o da hemen uyanacaktır.”


Bulut yavaşça kaydı ve güneş tekrar yüzünü gösterdi. Minik Turna dikkatle bakınca gölgesinin hala orada, çok hafif bir iz olarak belirdiğini gördü. Işık olduğu sürece gölgesinin onu asla bırakmayacağını anlamıştı.


Gökyüzünde pırıl pırıl parlayan Yusufçuk Işıltı, Minik Turna'nın etrafında zarifçe uçmaya başladı. Artık akşamüstü oluyordu ve güneş yavaş yavaş gölün diğer tarafına doğru iniyordu. Işıltı, “Hazırlan,” dedi, “Gölgenin tekrar büyüme vakti geldi!”


Işıltı havada süzülürken, Minik Turna yere baktı ve gözlerine inanamadı. Gölgesi şimdi upuzun bir yol gibi gölün kıyısına kadar uzanmıştı. Güneş alçaldıkça, gölgesi dev gibi oluyordu. “Bak, ne kadar da büyüdüm!” diye sevindi.


Gün batarken gökyüzü pembe, mor ve turuncu renklere büründü. Minik Turna, boyundan çok daha büyük olan o uzun gölgesiyle birlikte kıyıda dans etti. Kanatlarını çırptıkça dev gölgesi de onunla birlikte hareket ediyordu. Işığın bu sihirli oyunu onu çok mutlu etmişti.


Minik Turna, uzaktan kendisine bakan Paypay’a el sallayıp yuvasına doğru yürüdü. Artık biliyordu ki gölgesi asla kaybolmazdı, sadece ışıkla birlikte şekil değiştirirdi. Dünyayı ve ışığı keşfetmek ne kadar da eğlenceliydi!








