Mete, Arda, Derin ve Nil, okulun eski serasını bir doğa laboratuvarına dönüştürerek ışık renklerinin bitki büyümesine...
Kullanım İpuçları
- Sayfayı çevirmek için sayfaya tıklayın ya da yön tuşlarını kullanın.
- Dinle butonu ile sesli anlatımı başlatın.
- Oto Ses açıkken sayfa bitince otomatik devam eder.
- Kaydırıcı ile hızlı konum değiştirin.
- 3D Açık/Kapalı ile perspektifi değiştirin.
- Kilit ile sayfa tıklamalarını kapatabilirsiniz.
- Tam ekran ile daha iyi odaklanın.
- Yazı Boyutu butonu ile metin boyutunu 14px ile 30px arasında ayarlayabilirsiniz.
Kırmızı Pelerinli Ela ve Kurnaz Kurt


Evvel zaman içinde, ormanın kenarındaki şirin bir kulübede annesiyle birlikte yaşayan sevimli bir kız çocuğu varmış. Büyükannesinin hediye ettiği kırmızı pelerinini o kadar çok severmiş ki, herkes ona "Kırmızı Pelerinli Ela" dermiş. Bir gün annesi, "Büyükannen biraz rahatsız," demiş. "Ona bu sepeti götürür müsün? Ama sakın ormandaki patikadan ayrılma ve kimseyle konuşma."


Ela, sepetini koluna takıp neşeyle yola koyulmuş. Orman o gün bir harikaymış. Güneş ışıkları ağaçların yaprakları arasından süzülüyor, kuşlar en güzel şarkılarını söylüyordu. Kelebekler etrafında dans ederken, o da patikada zıplaya zıplaya ilerliyordu. Annesinin uyarısını neredeyse unutmuştu.


Ama Ela'nın fark etmediği bir şey vardı. Sık ağaçların arkasında bir çift kurnaz göz onu izliyordu. Bu, ormanın en hilekâr kurduydu. Kurdun midesi gurulduyordu ama aklında yemekten daha fazlası vardı: bir plan. Sessizce kızı takip etmeye başladı, adımları o kadar yumuşaktı ki, kuru bir yaprağı bile çıtırdatmıyordu.


Kurt, bir anda ağacın arkasından çıkıp Ela'nın önüne geçti. En dost canlısı ses tonuyla, "Merhaba küçük kız," dedi. "Bu güzel günde böyle tek başına nereye gidiyorsun?" Ela, karşısında aniden beliren kurttan biraz ürktü ama kurdun nazik sesi onu rahatlattı.


"Büyükanneme gidiyorum," diye cıvıldadı Ela. "O biraz hasta da, ona kek ve meyve suyu götürüyorum." Kurt, "Ne kadar düşünceli bir torun!" dedi. "Ama baksana, şu ilerideki çiçekler ne kadar güzel! Büyükannen taze çiçekleri görünce daha çok sevinmez mi?"


Annesinin sözlerini tamamen unutan Ela, "Harika bir fikir!" diyerek patikadan ayrıldı ve çiçek tarlasına doğru koştu. En güzel papatyaları, menekşeleri toplamaya başladı. O çiçeklerle oyalanırken, kurt zaman kaybetmeden kestirme bir yoldan büyükannenin evine doğru dörtnala koşmaya başladı.


Kurt, büyükannenin evine Ela'dan çok önce vardı. Kapıyı yavaşça çaldı. İçeriden büyükannenin zayıf sesi duyuldu: "Kim o?" Kurt, sesini incelterek cevap verdi: "Benim, büyükanne, Ela! Sana kek getirdim!"


"Mandalı çevir de gir içeri, yavrum. Yataktan kalkacak halim yok," dedi büyükanne. Kurt içeri dalar dalmaz, zavallı büyükanne yatağında doğrulup karşısında kurdu görünce donakaldı. Kurt, bir kahkaha atarak yaşlı kadını yatağındaki kalın yorgana sardı ve gürültü yapmasın diye onu odadaki büyük, ahşap dolabın içine sakladı.


Kurt, büyükannenin geceliğini giyip, başlığını taktı ve yatağa uzandı. Çok geçmeden Ela geldi. Kapının aralık olduğunu görünce şaşırdı. İçeri girdiğinde yatakta yatan büyükannesinin ne kadar tuhaf göründüğünü fark etti. "Büyükanne," dedi, "kulakların ne kadar da büyük!"


Kurt, boğuk bir sesle, "Seni daha iyi duyabilmek için, yavrum," diye cevap verdi. "Peki gözlerin neden bu kadar büyük?" diye sordu kız. "Seni daha iyi görebilmek için," dedi kurt. "Ama büyükanne, ellerin ne kadar da büyük!" Kurt, "Sana daha sıkı sarılabilmek için," diye homurdandı.


Ela, titreyen bir sesle son sorusunu sordu: "Peki o korkunç, sivri dişlerin... Onlar neden bu kadar büyük?" Kurt, "SENİ DAHA İYİ YAKALAMAK İÇİN!" diye kükreyerek yataktan fırladı. Tam o sırada, kulübenin kapısı gürültüyle açıldı! Elinde baltasıyla uzun boylu bir oduncu içeri girdi.


Kurnaz kurt, savaşmaktan çok hile yapmayı severdi. Karşısında cesur oduncuyu görünce ödülü koptu. Bir an bile düşünmeden açık pencereye doğru atladı ve kendini dışarı atıp ormanın derinliklerinde gözden kayboldu. Ela hemen dolaba koşup büyükannesini kurtardı. Birbirlerine sıkıca sarıldılar. O günden sonra Ela, dikkatli olmanın ne kadar önemli olduğunu anladı ama en zor anlarda bile iyiliğin ve cesaretin her zaman bir yol bulup kazandığını da asla unutmadı.


