Mercan ve Küçük Deniz Kabukları
Mercan, güneşin pırıl pırıl parladığı bir sabah kumsalda yürürken ayağının dibinde parlayan değişik şekillerde deniz ...
Aramaya başlamak için yukarıdaki kutuya yazın
Okuma deneyiminizi zenginleştirecek özellikler ve ipuçları


Berk her gün okuldan eve dönerken yolunun üzerindeki dev çınar ağacının altında dururdu. Çantası sırtında, gözlerini kapatır ve ağacı dinlerdi. Ağacın dalları arasından gelen garip bir hışırtı vardı. Berk, bu sesin sanki ağacın ona fısıldadığı gizli bir şarkı olduğunu düşünürdü.


Bir öğleden sonra Berk, sesin tam olarak nereden geldiğini bulmaya karar verdi. Ağacın gövdesine iyice yaklaştı ve yukarı baktı. Sesin kaynağını bulmuştu! Dalların arasına sıkışmış bir grup kuru, kahverengi yaprak, her esintide birbirine çarparak o hışırtıyı çıkarıyordu. “Demek şarkını söyleyen sensin!” dedi Berk gülümseyerek.


Berk eve gider gitmez rüzgârın nasıl oluştuğunu araştırmaya başladı. Odasındaki büyük ansiklopediyi açtı. Sıcak havanın yükseldiğini ve soğuk havanın onun yerini almak için hızla hareket ettiğini öğrendi. Rüzgâr, dünyanın nefes alışı gibiydi ve o gün Berk’in kapısını çalmıştı.


Ertesi gün Berk, her şeyi arkadaşı Selin’e anlattı. Selin de çok heyecanlandı. Birlikte bir rüzgâr gülü yapmaya karar verdiler. Renkli kağıtları kestiler, tam ortasına bir raptiye taktılar ve onu tahta bir çubuğun ucuna yerleştirdiler. Rüzgârın şarkısını bu kez renklerle görmek istiyorlardı.


Bahçeye çıktılar ama hava o kadar sakindi ki rüzgâr gülü hiç kıpırdamadı. Berk, rüzgâr gülünü ileri geri salladı ama nafile. Berk biraz sabırsızlanmaya başlamıştı. “Neden dönmüyor? Sanırım bir şeyi yanlış yaptık Selin,” dedi hayal kırıklığıyla.


Selin, gökyüzüne bakarak gülümsedi. “Üzülme Berk, rüzgâr bazen görünmez bir misafir gibidir. Onu göremeyiz ama orada olduğunu etkilerinden anlarız. Sadece biraz beklememiz gerekiyor,” dedi sakince. Selin'in saçları hafifçe uçuşmaya başlamıştı bile.


Tam o sırada, güçlü bir esinti bahçeye daldı. Berk’in elindeki rüzgâr gülü birden canlandı! Kanatlar o kadar hızlı dönmeye başladı ki, üzerindeki renkler birbirine karışarak harika bir gökkuşağı halkası oluşturdu. Berk, “Bak Selin! Rüzgâr şarkısını söylemeye başladı!” diye bağırdı.


İki arkadaş rüzgârın hızını ölçmeye karar verdiler. Bahçenin her köşesini gezdiler. Kuytu duvar diplerinde rüzgâr gülü yavaşça dönerken, açık alandaki küçük tepenin üzerinde fırıldak gibi dönüyordu. Her yerin rüzgârı farklı bir tempodaydı.


Berk ve Selin, gözlemlerini küçük bir deftere kaydettiler. “Duvarda yavaş, tepede hızlı, ağaç altında orta,” diye notlar aldılar. Bilimsel bir deney yapmanın gururunu yaşıyorlardı. Rüzgârın her yerde aynı hızda esmediğini kanıtlamışlardı.


Berk o akşam yatağına uzandığında çok önemli bir şey fark etti. Bilim yapmak için sadece büyük laboratuvarlara veya beyaz önlüklere gerek yoktu. Bilim, bahçede, rüzgârda ve her gün gördüğü ağacın dallarındaydı. Dünya merak edilecek cevaplarla doluydu.


Artık Berk her şeye daha dikkatli bakıyordu. Yerde yürüyen bir karıncanın rotasını, bir su damlasının yaprağın üzerinden süzülüşünü veya gölgelerin gün içindeki boyunu merak ediyordu. Sıradan gibi görünen her şey, onun için yeni bir keşif alanıydı.


Ertesi gün yine o büyük ağacın altına gitti. Yapraklar yine o hışırtılı şarkıyı söylüyordu. Ama Berk artık sadece dinlemiyordu; ağaca yeni bir soru sordu: “Peki ya bu yapraklar neden tam da bu mevsimde dökülüyor?” Artık her ses, onun için çözülmeyi bekleyen harika bir soruydu.



Aşağıdaki link ve iframe kodunu kullanarak kitabı sitene ekleyebilirsin.