Mercan ve Küçük Deniz Kabukları
Mercan, güneşin pırıl pırıl parladığı bir sabah kumsalda yürürken ayağının dibinde parlayan değişik şekillerde deniz ...
Aramaya başlamak için yukarıdaki kutuya yazın
Okuma deneyiminizi zenginleştirecek özellikler ve ipuçları


Zeynep, yaz tatilinin en sevdiği kısmının sahilde vakit geçirmek olduğunu biliyordu. Güneş tepede parlıyor, deniz hafifçe dalgalanıyordu. Zeynep dizlerinin üzerine çökmüş, parmaklarıyla yumuşak kumlara şekil veriyordu. Bugün aklında çok büyük bir plan vardı ama bunu tek başına yapması zordu.


O sırada arkadaşları Eren ve Mina uzaktan göründüler. Elleri boş gelmemişlerdi; yanlarında kocaman kovalar, tırmıklar ve değişik boylarda kürekler vardı. Zeynep’in yanına koştular. Kumun kokusu ve denizin sesi hepsini heyecanlandırıyordu.


“Merhaba!” dedi Zeynep heyecanla. “Bugün sadece bir kale yapmayalım. Gelin, buraya devasa bir kumdan şehir kuralım!” Mina’nın gözleri parladı. Hemen Zeynep’in yanına oturdu ve elleriyle kumda geniş bir daire çizerek şehrin sınırlarını belirledi.


Hemen işe koyuldular. Zeynep şehrin ana caddelerini belirlemek için düzgün yollar çiziyordu. Eren ise küreğiyle yolların kenarına derin hendekler kazmaya başladı. Şehir yavaş yavaş şekilleniyordu ama daha yapılacak çok iş vardı.


Bir süre sonra işler karışmaya başladı. Mina, “Şehrin tam ortasına en yüksek kuleyi yapmalıyız!” dedi. Eren ise karşı çıktı: “Hayır, önce arabaların geçmesi için dev bir köprü yapmamız lazım!” İkisi de kendi fikrinin daha önemli olduğunu düşünüyordu.


Anlaşmazlık büyüyünce herkes farklı bir yere bir şeyler yapmaya çalıştı. Yollar çıkmaza girdi, kuleler devrildi ve şehir bir kum yığınına dönüştü. Zeynep ve Eren, birbirine karışmış hendeklere ve yıkılmış duvarlara bakıp sustular.


Zeynep derin bir nefes aldı. “Böyle olmayacak,” dedi nazikçe. “Eğer birbirimizi dinlemezsek bu şehri asla bitiremeyiz. Mina, senin kule fikrin harika. Eren, senin köprün de kuleye ulaşmamızı sağlar. Hadi, hepsini birleştirelim.” Mina başıyla onayladı.


Yeniden el birliğiyle çalışmaya başladılar. Eren, kazdığı hendeklerin üzerine kumdan sağlam bir köprü inşa etti. Mina ise köprünün bittiği yere, şehrin en görkemli giriş kapısını ve yanına küçük pencereleri olan evleri kondurdu.


Zeynep şehrin en yüksek tepesine çıktı ve oraya hayallerindeki sarayı yapmaya başladı. Mina da ona yardım etti; denizden topladıkları parlak çakıl taşlarını ve küçük beyaz kabukları sarayın pencerelerine dizdiler. Artık kavga değil, kahkahalar duyuluyordu.


Güneş batmaya başlarken kumdan şehir tamamlanmıştı. Köprüleri, dolambaçlı yolları, hendekleri ve parıldayan sarayıyla büyüleyici görünüyordu. Zeynep ve Eren, eserlerine hayranlıkla bakarak el sıkıştılar. Birlikte başarmışlardı.


Derken akşam suları yükselmeye başladı. Büyük, beyaz köpüklü bir dalga hızla kıyıya vurdu ve şehrin önündeki hendekleri doldurdu. Zeynep ve Mina, suların emeğini yavaş yavaş geri alışını sessizce izlediler.


Şehir tamamen silinmişti ama kimse üzgün değildi. Eren ve Mina küreklerini toplayıp eve dönmek için hazırlandılar. Önemli olan kumdan şehir değil, onu kurarken nasıl bir takım olduklarıydı. Yarın yine gelecekler ve bu kez daha da büyüğünü yapacaklardı.



Aşağıdaki link ve iframe kodunu kullanarak kitabı sitene ekleyebilirsin.