Mercan ve Küçük Deniz Kabukları
Mercan, güneşin pırıl pırıl parladığı bir sabah kumsalda yürürken ayağının dibinde parlayan değişik şekillerde deniz ...
Aramaya başlamak için yukarıdaki kutuya yazın
Okuma deneyiminizi zenginleştirecek özellikler ve ipuçları


Yaman, her gece yatağına yatmadan önce penceresinden gökyüzünü seyrederdi. Parlayan yıldızlar, uzaklardaki gizemli gezegenler ve gümüş bir tepsi gibi duran Ay, onun en büyük tutkusuydu. Elinde küçük bir el feneri ve astronomi kitabıyla, bir gün o devasa boşluğa daha yakından bakabilmenin hayalini kurardı. “Keşke,” diye fısıldadı, “kendi yıldız kalemiz olsaydı.”


Ertesi gün okulun bahçesinde dolaşırken, arka tarafta unutulmuş, eski ve tozlu bir depo gördü. İçerisi eski sıralar ve kırık dökük kutularla doluydu ama Yaman’ın gözünde burası harika bir yere dönüşebilirdi. “Burası bizim gözlemevimiz olabilir!” diye düşündü heyecanla. Kapının gıcırdayan sesini bile duymuyordu, zihninde şimdiden duvarlar gökyüzü haritalarıyla kaplanmıştı.


Yaman, planını en yakın arkadaşı Miray’a anlattı. Miray, Yaman'ın heyecanını hemen paylaştı. “Harika bir fikir! Ben de yıldız haritalarını çizebilirim,” dedi. İkili, kollarını sıvayıp işe koyulmaya karar verdiler. Önce içerideki eski eşyaları bir kenara çekip kendilerine alan açmaları gerekiyordu. Miray elinde süpürgesiyle, Yaman ise büyük bir kutuyu taşırken çok kararlıydılar.


Ekibe arkadaşları Can da katıldı. Can, babasından ödünç aldığı boya fırçaları ve mavi boyalarla gelmişti. Miray ve Can, deponun iç duvarlarını derin bir gece mavisine boyamaya başladılar. Her fırça darbesiyle depo, eski bir odadan çok evrenin bir parçasına benzemeye başlıyordu. Miray’ın yüzüne sıçrayan küçük mavi boya damlası bile keyfini kaçıramadı.


Sonunda en önemli parça geldi: Yaman’ın uzun süredir biriktirdiği harçlıklarıyla aldığı teleskop! Yaman ve Can, teleskobun üç ayağını deponun ortasına kurarken çok dikkatliydiler. Can, teleskobun vidalarını sıkarken Yaman merceği nazikçe yerine yerleştirdi. Artık her şey hazırdı; sadece güneşin batmasını ve yıldızların belirmesini beklemeleri gerekiyordu.


Büyük açılış gecesi gelmişti. Yaman ve Miray, deponun her yerine küçük fenerler asarak içeriyi loş ve büyülü bir hale getirdiler. Miray duvarlara kendi çizdiği takımyıldız haritalarını asmıştı. Yanlarında getirdikleri atıştırmalıkları masaya dizerken kalpleri heyecandan küt küt atıyordu. “Bu gece Ay’ın kraterlerini göreceğiz!” dedi Yaman neşeyle.


Ancak gökyüzü onlara bir sürpriz hazırlamıştı. Hava aniden karardı ve ağır, gri bulutlar her yeri kapladı. Yaman ve Can pencereden dışarı baktıklarında tek bir yıldız bile göremediler. “Bulutlar her şeyi kapatmış,” dedi Can üzgün bir sesle. Yaman’ın omuzları çöktü; o kadar hazırlık ve emek boşa gitmiş gibi hissetti. İlk gözlem gecesi tam bir hayal kırıklığıydı.


Miray, Yaman’ın yanına gelip omzuna dokundu. Elinde astronomi kitabını tutuyordu. “Bak Yaman,” dedi, “gökbilimciler bazen haftalarca, hatta aylarca havanın açılmasını beklerler. Gökyüzü orada duruyor, sadece biraz sabırlı olmalıyız. Sabır, bir kaşifin en önemli aracıdır.” Yaman, Miray'ın haklı olduğunu biliyordu. Belki bu gece değil ama elbet bir gece gökyüzü onlara gülümseyecekti.


Üç gün sonra, rüzgar bulutları dağıttı ve gökyüzü cam gibi berraklaştı. Miray ve Can, heyecanla depoya koştular. “Hadi Yaman, gökyüzü tertemiz!” diye bağırdı Can. Hemen teleskobun başına geçip lensini nazikçe temizlediler. Sabrın sonunda gelen bu fırsatı kaçırmaya niyetleri yoktu. Havanın serinliği bile içlerindeki keşif ateşini söndüremiyordu.


Yaman teleskoptan içeri baktı ve bir çığlık attı: “İnanılmaz!” Ay, tüm ihtişamıyla tam karşılarındaydı. Kraterler, dağlar ve düzlükler o kadar yakındı ki, elini uzatsa dokunacak gibiydi. Miray ve Can da sırayla baktılar; hepsi büyülenmişti. Yaman, o an sabretmenin ve vazgeçmemenin ne kadar değerli olduğunu anladı. Artık onların sadece bir deposu değil, evrene açılan sihirli bir kapıları vardı.



Aşağıdaki link ve iframe kodunu kullanarak kitabı sitene ekleyebilirsin.