Mercan ve Küçük Deniz Kabukları
Mercan, güneşin pırıl pırıl parladığı bir sabah kumsalda yürürken ayağının dibinde parlayan değişik şekillerde deniz ...
Aramaya başlamak için yukarıdaki kutuya yazın
Okuma deneyiminizi zenginleştirecek özellikler ve ipuçları


Tolga ve en yakın arkadaşı Elif, büyük bir heyecanla sırt çantalarını hazırlamışlardı. Okulun doğa kampı nihayet başlamıştı! Ormanın derinliklerine doğru yürürken kuş sesleri ve ayaklarının altındaki kuru dalların çıtırtısı onlara eşlik ediyordu. Tolga, “Bu hafta sonu çok eğlenceli olacak!” diye fısıldadı Elif'e. Elif gülümseyerek başını salladı. İkisi de maceraya hazırdı.


Kamp alanına vardıklarında, kamp lideri Selim Bey çocukları etrafına topladı. Aras, grubun en hareketli çocuğuydu ve yerinde duramıyordu. Selim Bey gülümseyerek, “Çocuklar, bugün özel bir etkinlik yapacağız,” dedi. “Buna 'Sessiz Gözlem Saati' diyoruz. Tam bir saat boyunca kimse konuşmayacak, sadece doğayı dinleyip gördüklerini not defterlerine yazacak.” Aras şaşkınlıkla Selim Bey'e baktı.


Tolga, “Bir saat konuşmamak mı? Bu çok kolay!” diye düşündü. Defterini ve kalemini alıp ulu bir meşe ağacının altına bağdaş kurup oturdu. İlk birkaç dakika sadece saatinin tıkırtısını duydu. Kendi kendine, “Sessizlik biraz sıkıcı galiba,” dedi içinden. Ama konuşmaya izni olmadığı için sadece bekledi ve etrafına bakmaya başladı.


On dakika sonra Tolga'nın kulakları alışmaya başladı. Uzaktaki bir ağaçkakanın ritmik vuruşlarını duydu: “Tak, tak, tak!” Sanki orman kendi davulunu çalıyordu. Tolga hemen defterine “Ağaçkakanın müziği” diye yazdı. Daha önce hiç bu kadar dikkatli dinlememişti. Başını yukarı kaldırdığında, yaprakların arasından süzülen güneş ışıklarını fark etti.


Rüzgar hafifçe estiğinde, yaprakların birbirine sürtünerek çıkardığı hışırtıyı duydu. Tolga, yerdeki karıncaları fark etti. Bir grup karınca, kendilerinden çok daha büyük bir ekmek kırıntısını el birliğiyle taşıyordu. Tolga eğilip onlara yakından baktı. Konuşmadığı zaman, dünyanın ne kadar hareketli ve gürültülü olduğunu anlamaya başlamıştı; ama bu farklı bir gürültüydü.


Az ötede Elif ve Aras da kendi köşelerine çekilmişlerdi. Elif, bir çiçeğin taç yapraklarını inceliyor ve defterine resmini çiziyordu. Aras ise bir taşın altındaki minik böcekleri izlerken o kadar dalmıştı ki, normalde asla bu kadar uzun süre sessiz kalamazdı. İkisi de sessizliğin huzuruna kapılmış gibiydiler.


Tolga biraz ilerideki küçük dereye doğru yürüdü. Suyun taşlara çarparken çıkardığı şırıltı kulağına bir ninni gibi geliyordu. O sırada Elif de yavaşça yanına geldi. Hiç konuşmadılar, sadece yan yana durup suyun akışını izlediler. Tolga, sessizliğin aslında paylaşılabilir bir şey olduğunu o an fark etti. Birlikte susmak, birlikte konuşmak kadar güzeldi.


Selim Bey'in çaldığı yumuşak düdük sesiyle sessiz saat sona erdi. Tolga şaşırmıştı; bir saat ne çabuk geçmişti! Selim Bey, Tolga'nın yanına gelip elini omzuna koydu. “Nasıl geçti Tolga? Sıkıldın mı?” diye sordu. Tolga başını iki yana salladı. “Hayır Selim Bey, aslında orman çok konuşkanmış, ben sadece dinlemeyi bilmiyormuşum,” dedi.


Grup tekrar toplandığında herkes deneyimlerini paylaştı. Elif çizdiği detaylı çiçek resmini gösterdi. Aras, “Bir cırcır böceği korosu duydum!” diyerek herkesi güldürdü. Herkes aslında sessizliğin sadece konuşmamak olmadığını, çevreyi daha iyi fark etmek ve hissetmek olduğunu anlamıştı. Tolga, defterine yazdığı “Ormanın Nefesi” başlıklı yazısını arkadaşlarına okudu.


Akşam olduğunda kamp ateşinin etrafına dizildiler. Ateşin çıtırtısı, gündüz duydukları seslere karışıyordu. Tolga, Aras'a dönerek, “Biliyor musun, sessiz kalmak aslında dünyayı daha sesli yapıyor,” dedi. Aras gülerek onayladı. Yıldızların altında, doğanın o küçük ama devasa detaylarını konuşarak geceyi tamamladılar. Sessiz kamp, Tolga'nın kalbinde en gürültülü ve güzel hatıra olarak kalacaktı.



Aşağıdaki link ve iframe kodunu kullanarak kitabı sitene ekleyebilirsin.