Mercan ve Küçük Deniz Kabukları
Mercan, güneşin pırıl pırıl parladığı bir sabah kumsalda yürürken ayağının dibinde parlayan değişik şekillerde deniz ...
Aramaya başlamak için yukarıdaki kutuya yazın
Okuma deneyiminizi zenginleştirecek özellikler ve ipuçları


Selin, her yaz tatilinde olduğu gibi Hulusi Dedesinin köydeki evine gitmişti. Bahçe, her zamanki gibi taze toprak ve ıhlamur kokuyordu. Bir sabah, dedesiyle birlikte eski, tozlu bahçe kulübesine girdiler. Hulusi Dede, “Burada keşfedilmeyi bekleyen sırlar olabilir,” diyerek gülümsedi. Selin, rafların arasında merakla dolaşırken köşede duran işlemeli, ahşap bir kutu fark etti.


Selin kutunun kapağını yavaşça açtı. İçinde, üzerleri el yazısıyla işaretlenmiş küçük kağıt paketler vardı. “Bunlar da ne, dedeciğim?” diye sordu. Paketlerin üzerinde “Köy Domatesi - 1985” ve “Güneş Çiçeği” gibi notlar yazılıydı. Selin, bu minik, kuru şeylerin nasıl olup da canlanabileceğini merak ediyordu. Kutuyu kucağına alıp parmaklarını paketlerin üzerinde gezdirdi.


Hulusi Dede, Selin'in yanına diz çöktü. “Onlar unutulmuş hazineler, Selin,” dedi. “Bunlar ata tohumları. Eskiden dedelerimizin ektiği, tadı ve kokusu bambaşka olan bitkilerin özü. Onları toprakla buluşturup yeniden hayata döndürmeye ne dersin?” Selin'in gözleri parladı. Birlikte en büyük paketleri seçip bahçenin güneş alan bir köşesine doğru yürüdüler.


Önce toprağı hazırlamaları gerekiyordu. Hulusi Dede bir bel küreği aldı, Selin ise kendi boyuna uygun küçük tırmığıyla toprağı havalandırdı. Toprak yumuşacık ve nemliydi. Selin, burnuna gelen o taze toprak kokusunu içine çekti. “Toprak uyuyan bir dev gibidir,” dedi Hulusi Dede, “doğru bakımla onu uyandırabiliriz.”


Sıra tohumları ekmeye gelmişti. Selin, parmağıyla toprakta küçük çukurlar açtı. Her bir çukura birer tohum bıraktı ve üzerlerini nazikçe örttü. “İyi uykular küçük tohum,” diye fısıldadı. Sanki tohumlar onu duyuyormuş gibi hissetti. Üzerlerine biraz can suyu serpti ve bekleyiş başladı.


Birkaç gün geçti ama toprakta hiçbir değişiklik yoktu. Selin her sabah bahçeye koşuyor, ama sadece kahverengi toprakla karşılaşıyordu. “Neden çıkmıyorlar dede?” diye sordu sabırsızca. Hulusi Dede ona sarıldı. “Doğa acele etmez Selin. Tohumlar önce toprak altında kök salar, güç toplar. Sabır, bir bahçıvanın en önemli aletidir.”


Bir sabah Selin bahçeye çıktığında gözlerine inanamadı. Toprağın arasından minicik, parlak yeşil bir baş çıkmıştı! Hemen dedesine seslendi: “Dede, bak! Uyanmışlar!” Hulusi Dede gelip yanına eğildi. Gerçekten de, ektikleri domates tohumları ilk filizlerini vermişti. Bu küçük yeşil mucize, Selin'in şimdiye kadar gördüğü en güzel şeydi.


Günler haftaları kovaladı. Selin her sabah erkenden kalkıp bitkilerini suladı, etraflarındaki yabani otları temizledi. Bitkiler boy attıkça Selin de onlarla birlikte büyüdüğünü hissediyordu. Artık filizler güçlü birer gövdeye dönüşmüş, üzerlerinde küçük sarı çiçekler açmaya başlamıştı. Selin bitkileriyle konuşuyor, onlara gününün nasıl geçtiğini anlatıyordu.


Bir öğleden sonra Hulusi Dede bahçeye geldi. Domatesler artık ağırlaşmış, dallarından aşağı sarkıyordu. Bazıları hala yeşildi ama bazıları güneşin altında parlayan kıpkırmızı mücevherler gibi görünüyordu. “Bak Selin,” dedi dedesi, “emeğinin ve sabrının karşılığı burada. Bu tohumlar artık unutulmadı, senin sayende yeniden can buldular.”


Nihayet hasat vakti gelmişti. Selin en kırmızı domatesleri ve en canlı çiçekleri topladı. Akşam yemeğinde, kendi yetiştirdiği domateslerden yapılan salatayı yerken tadının ne kadar farklı ve güzel olduğunu fark etti. Hulusi Dede ve Selin birbirlerine bakıp gülümsediler. Selin artık sadece bitki yetiştirmeyi değil, beklemenin ve sevginin mucizesini de öğrenmişti.



Aşağıdaki link ve iframe kodunu kullanarak kitabı sitene ekleyebilirsin.