Mercan ve Küçük Deniz Kabukları
Mercan, güneşin pırıl pırıl parladığı bir sabah kumsalda yürürken ayağının dibinde parlayan değişik şekillerde deniz ...
Aramaya başlamak için yukarıdaki kutuya yazın
Okuma deneyiminizi zenginleştirecek özellikler ve ipuçları


Güneşli bir Cumartesi sabahı, Selin ve en yakın arkadaşı Eren, kollarında tuvalleri ve sırt çantalarında boyalarıyla ormanın derinliklerine doğru heyecanla yürüyorlardı. “Bugün buradaki tüm güzellikleri kağıda dökeceğiz,” dedi Selin neşeyle. Ormanın girişi, altın sarısı güneş ışıklarıyla yıkanıyordu. Her iki arkadaş da doğanın bu büyüleyici manzarasını resmetmek için sabırsızlanıyordu.


Ormanın biraz daha içine girdiklerinde, küçük dostları Damla ile buluştular. Doğaya zarar vermemek için çiçeklerin olmadığı, düz ve geniş bir toprak alan seçtiler. Selin, “Buraya oturabiliriz,” diyerek yere bağdaş kurdu. Damla da yanına oturdu ve çantasından paletini çıkardı. Etraflarındaki devasa çam ağaçları ve cıvıldayan kuşlar onlara ilham veriyordu.


Boyamaya başlama vakti gelmişti. Ancak her biri farklı bir yöne bakıyordu. Eren başını yukarı kaldırmış, ağaçların arasından görünen masmavi gökyüzünü izliyordu. Damla ise hemen önlerindeki yaşlı ve görkemli bir meşe ağacının çatlaklarla dolu gövdesine odaklanmıştı. Herkes kendi dünyasına dalmış, fırçalarını heyecanla hareket ettiriyordu.


Selin ise arkadaşlarına sırtını dönmüş, ormanın içinden nazlı nazlı akan küçük dereyi izliyordu. Suyun üzerindeki güneş parıltıları, taşların arasından süzülen berrak akıntı Selin’i büyülemişti. Fırçasını mavi ve turkuaz tonlarına batırarak, suyun dansını tuvaline aktarmaya başladı. Derenin kenarındaki yosunlu taşlar, resmine derin bir yeşillik katıyordu.


Bir süre sonra resimler bitti. Selin ve Eren, tuvallerini birbirlerine göstermek için ayağa kalktılar. Selin şaşkınlıkla, “İnanılmaz! Aynı yerdeyiz ama senin resmin benimkinden tamamen farklı,” dedi. Eren’in tuvali uçsuz bucaksız bir mavilikle doluyken, Selin’in resmi suyun huzurunu yansıtıyordu. İkisi de bu farklılığın ne kadar özel olduğunu o an anladı.


Damla da resmini getirip Selin’in yanına koydu. “Bak Selin, ben sadece bu ağacın kabuğundaki karıncaları ve minik oyukları çizdim,” dedi. Selin, Damla'nın resmindeki detaylara hayran kaldı. “Ben o karıncaları hiç fark etmemiştim,” diye mırıldandı Selin. Aynı ormana bakmalarına rağmen, her birinin gözü farklı bir güzelliği seçip yakalamıştı.


Çocuklar heyecanla resimlerini birbirlerine anlatmaya başladılar. Eren, Damla’nın resmine bakarken, “Aaa, şu dalın ucundaki minik uğur böceğini şimdi gördüm!” dedi. Damla da Eren’in gökyüzü resminde pamuk şekerine benzeyen gizli bir bulut şekli keşfetti. Birbirlerinin resimlerine baktıkça, ormanın aslında ne kadar çok ayrıntıyla dolu olduğunu fark ediyorlardı.


O sırada yanlarına öğretmenleri Bahar Hanım geldi. Çocukların çalışmalarını görünce gözleri parladı. “Çocuklar, bu harika! Hepiniz ormanı bambaşka bir gözle görmüşsünüz,” dedi. Selin’e dönerek, “Bu resimleri okulda sergilemeye ne dersiniz? Diğer arkadaşlarınıza da ormanın farklı yüzlerini gösterebiliriz,” diye önerdi. Selin bu fikre bayılmıştı.


Serginin açılış günü geldiğinde okulun koridoru bir sanat galerisine dönüştü. Serginin tam girişinde büyük harflerle “Ormana Farklı Gözlerle Bakmak” yazıyordu. Selin ve Damla, gelen misafirlere resimlerini anlatıyorlardı. Selin, bir şeyi dikkatle gözlemlemenin insanın hayal gücünü nasıl beslediğini herkese büyük bir gururla açıklıyordu.


Birkaç gün sonra Selin tekrar ormana döndü. Bu kez elinde sadece bir defter vardı. Etrafına bakarken sadece dereyi değil, Eren’in resmindeki o özel bulutları ve Damla’nın resmindeki minik karıncaları da aramaya başladı. Artık orman onun için çok daha zengin ve detaylı bir yerdi. Çünkü başka gözlerin gördüğü güzellikler, onun dünyasını da renklendirmişti.



Aşağıdaki link ve iframe kodunu kullanarak kitabı sitene ekleyebilirsin.