Mercan ve Küçük Deniz Kabukları
Mercan, güneşin pırıl pırıl parladığı bir sabah kumsalda yürürken ayağının dibinde parlayan değişik şekillerde deniz ...
Aramaya başlamak için yukarıdaki kutuya yazın
Okuma deneyiminizi zenginleştirecek özellikler ve ipuçları


Dışarıda hafif bir yağmur başlamıştı. Özge, pencerenin kenarına oturmuş, camdan süzülen damlaları izliyordu. Birden bir şey fark etti. Yağmur damlaları sadece düşmüyor, aynı zamanda konuşuyordu! Her damla çarptığı yere göre farklı bir ses çıkarıyordu. Özge kulaklarını iyice kabarttı ve gökyüzünden gelen bu fısıltıyı dinlemeye başladı.


Özge hemen bahçeye çıktı. Metal çatının altındayken ses “tınn, tınn” diye yankılanıyordu. Geniş yeşil yaprakların üzerine düşen damlalar ise yumuşak bir “pıt, pıt” sesi çıkarıyordu. Taşların üzerine sertçe vuran yağmur “tık, tık” diye tempo tutuyordu. Özge, doğanın kendi ritmini bulduğunu hayretle fark etti.


O sırada komşusu Aras, elinde sarı bir şemsiyeyle göründü. Özge, keşfini heyecanla ona anlattı. “Aras, dinle! Yağmur şarkı söylüyor,” dedi. Aras önce şaşırdı, sonra dikkatle dinleyince gülümsedi. İki arkadaş, bu harika sesleri sonsuza dek saklamak istediler. Aras’ın yanındaki küçük ses kayıt cihazını çıkardılar.


Aras, kayıt cihazını yerdeki çakıl taşlarına yaklaştırdı. Yağmur taşlara vurdukça çıkan ritmik sesleri kaydettiler. Ardından pencere camına vuran damlaların çıkardığı o tiz tıkırtıları yakaladılar. Sanki gizli bir orkestrayı yönetiyor gibiydiler. Her yüzey, farklı bir enstrüman olmuştu.


Ertesi gün okulda müzik dersi vardı. Özge ve Aras, kaydettikleri sesleri Müzik Öğretmeni Selin Hanım’a dinlettiler. Selin Hanım kulaklıkları taktı ve gözlerini kapattı. “Bu inanılmaz bir melodi!” dedi. “Doğanın en saf haliyle bestelediği bir şarkı bu.”


Selin Hanım, bu fikri tüm sınıfla paylaşmaya karar verdi. “Çocuklar,” dedi, “Özge ve Aras bize müziğin sadece enstrümanlardan gelmediğini gösterdi. Şimdi hepimiz doğanın seslerini toplamaya çıkacağız!” Sınıf tahtasına büyük harflerle “Doğa Senfonisi” yazdı.


Hafta sonu boyunca tüm sınıf dışarıdaydı. Aras, parktaki ağaçların arasından geçen rüzgarın uğultusunu kaydetti. Diğer arkadaşları kuşların cıvıltılarını ve küçük bir fıskiyeden akan suyun şırıltısını topladılar. Herkes doğanın gizli müzisyenlerini arıyordu.


Kayıtlar tamamlandığında, Özge ve Selin Hanım bilgisayarın başına oturdular. Rüzgarın uğultusu altyapı oldu, yağmurun tıpırtıları ritmi oluşturdu ve kuş sesleri de en güzel nakaratları yazdı. Özge, bu seslerin nasıl birleşip gerçek bir besteye dönüştüğünü hayranlıkla izledi.


Okul gösterisi günü gelmişti. Sahneye çıktıklarında Özge ve Aras, gerçek enstrümanların yanında su dolu kaplar, metal levhalar ve kuru yapraklar kullanmaya başladılar. Kaydedilen sesler hoparlörden yükselirken, onlar da sahnede canlı ritimler tuttular. Tüm salon büyülenmişti.


Gösteri bittiğinde Özge çok önemli bir şey öğrendi: Müzik her yerdeydi, sadece dinlemeyi bilmek gerekiyordu. Artık her yağmur yağdığında Özge şemsiyesini kapatıyor ve yüzünü gökyüzüne dönüyordu. Çünkü o artık gökyüzünün sadece yağmur bırakmadığını, harika bir şarkı söylediğini biliyordu.



Aşağıdaki link ve iframe kodunu kullanarak kitabı sitene ekleyebilirsin.