Mercan ve Küçük Deniz Kabukları
Mercan, güneşin pırıl pırıl parladığı bir sabah kumsalda yürürken ayağının dibinde parlayan değişik şekillerde deniz ...
Aramaya başlamak için yukarıdaki kutuya yazın
Okuma deneyiminizi zenginleştirecek özellikler ve ipuçları


Nil, evlerinin bahçesindeki yumuşak çimenlerin üzerine uzanmış, gökyüzünü seyretmeyi her şeyden çok seviyordu. Gökyüzü onun için dev bir resim defteri gibiydi. Pamuk gibi beyaz bulutlar yavaşça süzülürken Nil bir tanesini göstererek, “Bak, bu kocaman bir ejderha!” diye fısıldadı. Ejderhanın uzun bir kuyruğu ve sivri kanatları vardı.


Aradan birkaç saat geçtikten sonra Nil tekrar bahçeye çıktı. Gökyüzüne baktığında şaşkınlıktan gözleri fal taşı gibi açıldı. O ejderha şeklindeki bulut hâlâ oradaydı ama sanki biraz değişmişti. Kuyruğu daha uzun, kanatları ise daha geniş görünüyordu. “Acaba bulutlar beni mi takip ediyor?” diye düşündü merakla.


Ertesi gün okulda Nil, bu gizemi en yakın arkadaşı Baran’a anlattı. “Baran, dün gökyüzünde gizli bir şekil gördüm ve sanki sürekli benimle kalmak istiyordu,” dedi. Baran hemen heyecanlandı. Cebinden bir büyüteç çıkardı ve “Bunu araştırmalıyız Nil! Belki de bulutların bir sırrı vardır,” diyerek araştırmaya katılmaya karar verdi.


İki arkadaş okul çıkışında Nil’in bahçesinde buluştular. O gün hava oldukça rüzgarlıydı. Nil’in saçları uçuşuyor, bahçedeki yaşlı söğüt ağacının dalları bir sağa bir sola sallanıyordu. Baran gökyüzünü işaret ederek, “Bak Nil, rüzgar sadece ağaçları değil, bulutları da itiyor!” dedi.


Birlikte gökyüzündeki dev bir bulutu izlemeye başladılar. Bulut önce bir kaplumbağaya benziyordu. Ancak rüzgar estikçe kaplumbağanın başı uzadı, ayakları silindi ve bir dakika içinde kocaman bir yelkenli gemiye dönüştü. Nil, “Anladım! Bulutlar aslında hep aynı kalmıyor, rüzgarla dans ederek şekil değiştiriyorlar,” dedi.


Nil, babasından ödünç aldığı eski fotoğraf makinesini getirdi. “Gördüğümüz her şekli çekmeliyim,” dedi. “Böylece değişimleri daha iyi anlayabiliriz.” Nil, vizörden bakıp düğmeye bastı: “Klik!” Artık gökyüzündeki o anlık sihirli anları sonsuza dek saklayabilecekti.


Akşam olduğunda Nil ve Baran, masanın başına oturdular. Nil fotoğrafları masaya yaydı, Baran ise defterine notlar alıyordu. Kendi “Gökyüzü Gözlem Defterlerini” hazırlamaya başladılar. Hangi bulutun hangi saatte neye benzediğini ve rüzgarın ne yönden estiğini tek tek yazdılar.


Günler geçtikçe gökyüzünün dilini öğrenmeye başladılar. Bir öğleden sonra Baran gökyüzündeki koyu gri ve ağır bulutları fark etti. “Nil, bak! Bu bulutlar diğerlerinden farklı, daha alçaktalar ve çok koyu görünüyorlar,” dedi. Nil defterine baktı ve “Evet Baran, bunlar yağmur bulutları. Yakında ıslanacağız!” dedi.


Ertesi gün öğretmenleri Bilge Hanım, Nil ve Baran’ın hazırladığı gözlem defterini sınıfa tanıttı. “Bakın çocuklar,” dedi Bilge Hanım defteri havaya kaldırarak, “Nil ve Baran bulutları izleyerek bize rüzgarın ve havanın nasıl değiştiğini gösterdiler.” Sınıftaki herkes defteri incelemek için heyecanla sıraya girdi.


O akşam Nil, yatağına yatmadan önce pencereden dışarı baktı. Gökyüzü güneşin batışıyla turuncuya ve pembeye boyanmıştı. Artık biliyordu; gökyüzüne bakmak sadece hayal kurmak değil, aynı zamanda dünyanın nasıl çalıştığını keşfetmekti. Nil, yarın hangi yeni şekli keşfedeceğini merak ederek huzurla gülümsedi.



Aşağıdaki link ve iframe kodunu kullanarak kitabı sitene ekleyebilirsin.