Mercan ve Küçük Deniz Kabukları
Mercan, güneşin pırıl pırıl parladığı bir sabah kumsalda yürürken ayağının dibinde parlayan değişik şekillerde deniz ...
Aramaya başlamak için yukarıdaki kutuya yazın
Okuma deneyiminizi zenginleştirecek özellikler ve ipuçları


Köydeki evlerinde sessizlik hakimken, Melis her gece aynı saatte penceresinin önünde oturup gümüş rengi ay ışığının bahçeye düşüşünü izlerdi. Tam saat on olduğunda, çalılıkların arasından kızıl bir gölge süzülürdü. Bu, Alaz adını verdiği küçük, meraklı bir tilkiydi. Alaz, bahçedeki çiçekleri koklar, sanki gizli bir hazine arıyormuş gibi sessizce dolaşırdı. Melis, onun bu gece ziyaretlerini nefesini tutarak izlerdi.


Alaz, ay ışığında bir hayalet gibi parlıyordu. Tüyleri turuncunun en sıcak tonundaydı ve kuyruğunun ucu bembeyaz bir pamuk yumağına benziyordu. Melis, tilkinin bu kadar yakınına gelmesine şaşırıyordu. Alaz bazen durup kulaklarını diker, gecenin seslerini dinlerdi. Melis, onun nereye gittiğini ve ormanda nasıl bir hayatı olduğunu hayal etmeye başladı.


Ertesi sabah Melis, Alaz'ın izini sürmeye karar verdi. Onu takip etmek yerine, gece geçtiği yollardaki çimenlerin yatış şekline ve yumuşak topraktaki pati izlerine baktı. Ormanın derinliklerine doğru ilerleyen bu izler, devasa bir meşe ağacının altına kadar uzanıyordu. Melis, doğanın bu gizli ipuçlarını bir dedektif gibi inceliyordu.


Meşe ağacının kökleri arasında karanlık bir oyuk vardı. Melis, nefesini tutarak bir çalı kümesinin arkasına saklandı. Tam o sırada içeriden ince, tiz sesler yükseldi. Bunlar, minik tilki yavrularının annelerini çağıran sesleriydi. Melis’in kalbi heyecanla çarpmaya başladı; Alaz sadece bir gezgin değil, aynı zamanda yavrularına yemek arayan bir anneydi.


Kısa bir süre sonra, oyuğun ağzında iki minik burun belirdi. Alaz'ın yavruları, merakla dışarıyı gözlemliyordu. Melis onlara biraz daha yaklaşmak, yumuşak tüylerine dokunmak istedi. Ancak tam o sırada Alaz'ın ormanın içinden sessizce yuvasına döndüğünü gördü. Anne tilki, yavrularını korumak için ne kadar dikkatli ve tetikteydi.


Melis, onları rahatsız etmemesi gerektiğini o an anladı. Eğer daha fazla yaklaşırsa, anne tilki kendini tehlikede hissedebilir ve yavrularını başka bir yere taşımak zorunda kalabilirdi. Sessizce ayağa kalktı ve parmak uçlarında yürüyerek ormandan ayrıldı. Eve döndüğünde, kalbinde hem bir sevinç hem de büyük bir sorumluluk hissi vardı.


Odasına giren Melis, kitaplığından “Doğanın Gizemleri” adlı kalın kitabını çıkardı. Sayfaları hızla çevirdi ve tilkilerle ilgili bölümü buldu. Tilkilerin çok hassas hayvanlar olduğunu, koku ve seslere karşı ne kadar duyarlı olduklarını okudu. Kitapta, yaban hayatına saygı duymanın en iyi yolunun onları kendi hallerine bırakmak olduğu yazıyordu.


Melis öğrendikçe, Alaz’a duyduğu sevgi daha da büyüdü. Artık onu bahçede gördüğünde yanına gitmeye çalışmayacaktı. Onun yerine, tilkinin kendini güvende hissetmesi için bahçenin köşesine bir kap taze su bıraktı ve verandadaki sallanan sandalyesine yerleşti. Alaz'ın özgür ve mutlu olması, onunla oyun oynamaktan çok daha önemliydi.


Gece tekrar geldiğinde, ay ışığı her yeri bir örtü gibi kapladı. Alaz, her zamanki gibi çalılıkların arasından çıktı. Su kabını fark etti, eğilip suyunu içti ve sonra başını kaldırıp verandaya doğru baktı. Sanki orada kendisini izleyen küçük kızı hissediyor ve ona teşekkür ediyordu. Alaz, kuyruğunu sallayarak bahçede bir tur attı.


Melis, verandadan gülümsedi. Alaz ile aralarında görünmez ama çok güçlü bir bağ kurulmuştu. Bu, mesafeli ama derin bir saygı dostluğuydu. Melis o gece yatağına yattığında şunu biliyordu: Bazı dostluklar el ele tutuşarak değil, birbirinin özgürlüğüne saygı duyarak kurulurdu. Alaz ormanda, Melis ise evinde mutluydu.



Aşağıdaki link ve iframe kodunu kullanarak kitabı sitene ekleyebilirsin.