Mercan ve Küçük Deniz Kabukları
Mercan, güneşin pırıl pırıl parladığı bir sabah kumsalda yürürken ayağının dibinde parlayan değişik şekillerde deniz ...
Aramaya başlamak için yukarıdaki kutuya yazın
Okuma deneyiminizi zenginleştirecek özellikler ve ipuçları


Kuzey, kış tatili için ailesiyle birlikte dağdaki küçük ahşap eve vardığında heyecandan yerinde duramıyordu. Her yer bembeyaz bir örtüyle kaplanmıştı. Babası Anıl Bey arabadan eşyaları indirirken, Kuzey çoktan botlarını giymiş ve ilk kar topunu yapmıştı bile. “Burası sanki bir masal diyarı gibi!” diye bağırdı.


Kuzey bahçede kardan adam yapmak için en derin karın olduğu köşeye gitti. Tam eğilip bir avuç kar alacakken, beyaz örtünün altından sırıtan koyu renkli bir sertlik fark etti. Bu, karın içine gömülmüş eski bir tahta kutunun köşesiydi. Kuzey, “Anne, baba! Burada gizemli bir şey var!” diye seslendi.


Kuzey’in sesini duyan annesi Derin Hanım hemen yanına koştu. Yanlarında getirdikleri küçük el küreklerini kullanarak karı dikkatlice kazmaya başladılar. Sonunda, üzerinde demir kilitleri olan ama kilidi açık, griye çalan eski bir tahta kutuyu karın hapsinden kurtardılar.


Kutuyu eve götürüp şöminenin önünde açtılar. İçinden rulo yapılmış ve kurdeleyle bağlanmış sarı kağıtlar çıktı. Bunlar, yıllar önce bu evde yaşayan Elif adında bir çocuğun yazdığı mektuplardı. Kuzey, annesinin yardımıyla ilk mektubu okumaya başladı. Elif, dağlardaki gizli patikalardan ve gördüğü hayvanlardan bahsediyordu.


Mektupları okudukça Kuzey şaşkınlık içindeydi. Elif, bir keresinde bir dağ keçisini görebilmek için bir kayanın arkasında saatlerce hiç kıpırdamadan beklediğini yazmıştı. Kuzey, doğayı keşfetmek için sadece yürümenin yetmediğini, aynı zamanda sabırlı ve dikkatli olmak gerektiğini ilk kez o an anladı.


En alt kısımdaki mektupta Elif, “Gümüş Göl” adını verdiği küçük bir gölden bahsediyordu. Bu gölün suyu o kadar berrakmış ki gökyüzünü bir ayna gibi yansıtıyormuş. Kuzey babasına dönüp, “Baba, bu gölü bulabilir miyiz?” diye sordu. Anıl Bey haritayı açtı ve Elif'in tarif ettiği rotayı inceledi.


Ertesi sabah erkenden yola koyuldular. Hava soğuk ama gökyüzü pırıl pırıldı. Kuzey ve annesi, karla kaplı ağaçların arasından geçen güvenli yürüyüş rotasında ilerlemeye başladılar. Kuzey, Elif'in mektuplarında yazdığı gibi her bir ağaç kabuğunu ve kar üzerindeki kuş izlerini dikkatle inceliyordu.


Tepenin ardına geçtiklerinde karşılarına muhteşem bir manzara çıktı. Elif'in “Gümüş Göl” dediği yer tam karşılarındaydı. Gölün yüzeyi tamamen donmuştu ve üzerine düşen güneş ışıklarıyla gümüş gibi parlıyordu. Kuzey ve babası gölün kıyısına kadar inip bu sessizliğin tadını çıkardılar.


Gölün çevresinde biraz dolaşırken Kuzey, karşı kıyıda bir geyiğin su içmeye çalıştığını fark etti. Hemen annesine “Şşşt!” işareti yaptı ve sessizce beklediler. Elif haklıydı; sessiz ve dikkatli olduklarında doğa tüm sırlarını onlara açıyordu. Geyiği rahatsız etmeden uzun uzun izlediler.


Kuzey, o an yıllar önce bu satırları yazan Elif ile kendisi arasında bir bağ kurulduğunu hissetti. Zaman geçse de dağlar, ağaçlar ve göl aynı kalmıştı. “Bu mektuplar sadece bana değil, herkese ait,” diye düşündü. Elif'in maceraları burada, karın altında saklı kalmamalıydı.


Tatil dönüşü kasaba merkezine uğradılar. Kuzey, babasıyla birlikte kasaba müzesine gitti. Müze görevlisine buldukları kutuyu ve mektupları teslim etti. “Bunlar çok eski ve değerli,” dedi Kuzey. “Başka çocukların da Elif’in hikayesini öğrenmesini istiyorum.”


Birkaç ay sonra müzeden bir fotoğraf geldi. Elif'in mektupları cam bir vitrinin içinde sergilenmeye başlanmıştı. Artık o eski mesajlar, müzeyi ziyaret eden tüm çocuklar için yeni birer keşif hikayesine dönüşmüştü. Kuzey, karın altındaki o küçük kutunun dünyayı nasıl değiştirdiğini bilerek gülümsedi.



Aşağıdaki link ve iframe kodunu kullanarak kitabı sitene ekleyebilirsin.