Eda ve Küçük Yıldız Gözlemcileri
Eda, her akşam penceresinden gökyüzünü seyretmeye bayılırdı. Yıldızlar sanki ona göz kırpıyor, Ay ise her gece farklı...
Aramaya başlamak için yukarıdaki kutuya yazın
Okuma deneyiminizi zenginleştirecek özellikler ve ipuçları


Kaan, dedesinin evindeki çatı katında eski eşyaları kurcalamayı çok seviyordu. Tozlu rafların birinde, kenarları dantelli ahşap bir kutu buldu. Kutunun kapağını yavaşça açtığında, en üstte sararmış ve oldukça sert bir kağıt parçası duruyordu. Bu, üzerinde “Gümüşgar” yazan çok eski bir tren biletiydi. Kaan, biletin üzerindeki zarif yazıları parmaklarıyla takip etti.


Kaan hemen odasına koşup bilgisayarının başına oturdu. Modern haritalarda ve tren seferleri listesinde “Gümüşgar” ismini arattı. Ancak ne kadar bakarsa baksın, böyle bir istasyon ismi bulamadı. “Belki de artık böyle bir yer yoktur,” diye düşündü. Bu gizemli biletin hikayesini çözmeye kararlıydı.


Kaan, elinde biletle salona, dedesi Hulusi’nin yanına gitti. Hulusi Dede, gözlüğünün üzerinden biletin üzerindeki yazıyı okuyunca bir an duraksadı. Gözleri uzaklara daldı ve yüzünde sıcak bir gülümseme belirdi. “Ah Kaan,” dedi fısıltıyla, “Bu bilet beni yıllar öncesine, hayatımın en önemli yolculuğuna götürdü.”


Hulusi Dede yerinden kalkıp kütüphaneden siyah kaplı, ağır bir fotoğraf albümü getirdi. Kaan ile birlikte koltuğa yan yana oturdular. Sayfaları yavaşça çevirmeye başladılar. Birkaç sayfa sonra, Kaan aradığını buldu. Siyah beyaz bir fotoğrafta, üzerinde büyük harflerle “GÜMÜŞGAR” yazan taş bir istasyon binası görünüyordu.


Albümün diğer sayfasında, trenin hemen önünde duran genç bir adamın fotoğrafı vardı. “İşte bu benim,” dedi Hulusi Dede. Genç Hulusi, üzerinde şık bir ceketle, devasa bir buharlı lokomotifin önünde el sallıyordu. O gün, eğitimini tamamlamak için başka bir şehre giden ilk trene binmişti.


Hulusi Dede, Kaan’a o günleri anlatmaya başladı. “Eskiden yolculuklar şimdikinden çok farklıydı Kaan,” dedi. “Trenler şimdiki gibi sessiz ve hızlı değildi. Kömürün kokusunu duyardık, pencereleri açtığımızda yüzümüze rüzgar ve hafif bir is gelirdi. Herkes birbiriyle sohbet eder, yol boyunca dostluklar kurulurdu.”


Kaan gözlerini kapattı ve dedesinin anlattığı o sahneleri hayal etti. Rayların üzerinde “tık tık, tık tık” diye ritmik bir ses çıkaran devasa bir makine, tarlalardan ve dağların arasından süzülerek ilerliyordu. Gökyüzüne yükselen beyaz dumanlar, bir bulut gibi treni takip ediyordu.


Hafta sonu geldiğinde, Kaan’ın babası Cihan onları eski istasyonun olduğu bölgeye götürmeye karar verdi. Arabayla şehirden uzaklaşıp yeşil bir vadiye ulaştılar. Kaan, elinde biletle camdan dışarıyı izliyor, o eski istasyonu görmeyi sabırsızlıkla bekliyordu.


Yolun sonunda küçük, restore edilmiş taş bir bina gördüler. Binanın girişinde “Gümüşgar Hatıra Müzesi” yazıyordu. Artık oradan trenler geçmiyordu ama anılar korunmuştu. Kaan ve babası Cihan, binanın içine doğru yürüdüler. Burası artık geçmişin hikayelerini anlatan minik bir müzeydi.


Müzenin içi tren parçalarıyla doluydu. Kaan, camdan bir bölmenin arkasında dedesinin biletiyle tıpatıp aynı olan biletleri gördü. Duvarda ise eski makinelerin çarkları, pirinçten yapılmış kondüktör fenerleri ve üzerinde demiryolu amblemi olan düğmeler sergileniyordu.


Kaan orada, tek bir biletin sadece bir kağıt parçası olmadığını anladı. O küçük kağıt, bir insanın hayatındaki en büyük değişimi, dostlukları ve gençlik umutlarını içinde saklıyordu. “Dedem için bu bilet bir hazineymiş,” diye fısıldadı kendi kendine.


Eve döndüklerinde Kaan, dedesi Hulusi’nin yanına gitti. Birlikte albümü tekrar açtılar. Kaan, o eski tren biletini dikkatlice dedesinin gençlik fotoğrafının yanına, albümün arasına yerleştirdi. Artık bilet, ait olduğu yerde, o güzel anının hemen yanındaydı.



Aşağıdaki link ve iframe kodunu kullanarak kitabı sitene ekleyebilirsin.