Mercan ve Küçük Deniz Kabukları
Mercan, güneşin pırıl pırıl parladığı bir sabah kumsalda yürürken ayağının dibinde parlayan değişik şekillerde deniz ...
Aramaya başlamak için yukarıdaki kutuya yazın
Okuma deneyiminizi zenginleştirecek özellikler ve ipuçları


İrem, okulun bahçesindeki büyük çınar ağacının altında oturmayı çok seviyordu. Ama onu oraya çeken asıl şey, her gün aynı dalda oturan kara bir kargaydı. Karga sanki İrem’i tanıyor gibi başını yana eğip ona bakıyordu. İrem ona içinden “Gak” ismini takmıştı.


Bir sabah, Gak ağaçtan aşağı süzülüp İrem’in önüne kondu. Gagasına sıkıştırdığı sararmış, küçük bir kâğıt parçasını yavaşça yere bıraktı. “Gak!” diye bağırdı karga, sanki İrem'e “Lütfen bunu al,” demek istiyordu. İrem şaşkınlıkla kâğıda uzandı.


O sırada İrem’in en yakın arkadaşı Can yanına koştu. İrem kâğıdı dikkatlice açtı. Üzerinde el yazısıyla yazılmış eski bir adres vardı: “Saatçi Ziya Efendi, Karanfil Sokak, No: 12.” İrem ve Can birbirlerine bakıp heyecanla gülümsediler. Bu gizemli adresi bulmaya karar verdiler.


Okul çıkışında hemen Karanfil Sokak'a gittiler. Sokağın sonunda, vitrini tozlu saatlerle dolu eski bir dükkân gördüler. Kapının üzerindeki tabelada “Saatçi Ziya” yazıyordu. İrem çekinerek kapıyı itti; içeriden “çınnn” diye bir zil sesi yükseldi.


İçeride, masasının başında oturan ak sakallı, gözlüklü bir adam vardı. İrem elindeki kâğıdı Ziya Efendi’ye uzattı. Yaşlı adam kâğıdı görünce gözleri fal taşı gibi açıldı. Ellerini heyecanla titreyerek göğsüne götürdü.


“Bu... bu benim yıllar önce kaybettiğim şiirim!” dedi Ziya Efendi. “Eşim için yazdığım bir şiirin son mısralarıydı bu kâğıtta saklıydı. Rüzgâr onu pencereden alıp götürmüştü.” Can heyecanla, “Onu bize bir karga getirdi!” diye atıldı.


Ancak kâğıttaki bazı kelimeler zamandan dolayı silinmişti. Ziya Efendi şiiri tamamlayamıyordu. İrem ve Can masanın etrafına oturdular. Hep birlikte düşünmeye başladılar. “Belki buraya 'zamanın kalbi' yazmalıyız,” dedi İrem. Ziya Efendi gülümseyerek kalemi eline aldı.


Şiir bittiğinde Ziya Efendi çok mutlu olmuştu. Teşekkür etmek için çocuklara dükkânındaki en büyük saati gösterdi. Saatin arkasını açtığında içindeki irili ufaklı dişliler, yaylar ve tiktaklar ortaya çıktı. Can, “Vay canına, zaman ne kadar karmaşıkmış!” diye mırıldandı.


Çocuklar dükkândan ayrılırken Ziya Efendi onlara küçük birer anahtarlık hediye etti. İrem ve Can, gizemli bir görevi tamamlamış olmanın verdiği gururla sokakta yürüyorlardı. “Gak gerçekten çok akıllı bir kargaymış,” dedi İrem.


Ertesi sabah okul bahçesinde Gak yine aynı daldadı. Bu sefer ağzında mektup yoktu; sadece neşeyle öttü. İrem cebinden çıkardığı bir parça krakeri ağacın altına bıraktı. Artık aralarında, kelimelere ihtiyaç duymayan çok özel bir dostluk başlamıştı.



Aşağıdaki link ve iframe kodunu kullanarak kitabı sitene ekleyebilirsin.