Mercan ve Küçük Deniz Kabukları
Mercan, güneşin pırıl pırıl parladığı bir sabah kumsalda yürürken ayağının dibinde parlayan değişik şekillerde deniz ...
Aramaya başlamak için yukarıdaki kutuya yazın
Okuma deneyiminizi zenginleştirecek özellikler ve ipuçları


Güneşli bir Pazartesi sabahıydı. İlay sırasına oturmuş, çantasından kalemlerini çıkarıyordu ki sınıfın kapısı yavaşça aralandı. İçeriye, elinde mavi bir sırt çantası tutan, sessiz bir çocuk girdi. Öğretmen gülümseyerek, “Çocuklar, bu yeni arkadaşınız Aras,” dedi. Aras çok çekingen görünüyordu ve bakışlarını halının üzerindeki renkli desenlere dikmişti.


Teneffüs zili çaldığında herkes bahçeye koştu. Aras ise bahçedeki büyük çınar ağacının altındaki renkli banka tek başına oturdu. Diğer çocukların oyunlarını uzaktan izliyor ama aralarına katılmaya cesaret edemiyordu. Omuzlarını hafifçe düşürmüş, ayakkabılarının ucuna bakıyordu.


İlay, Aras’ın yalnız oturduğunu fark etti. Kendi kendine, “Belki de sadece bir 'merhaba' bekliyordur,” diye düşündü. Elindeki elmayı kenara bırakıp Aras’ın yanına doğru yürümeye başladı. Yanına vardığında kocaman gülümsedi ve “Selam Aras! Ben İlay. Okuldaki en sevdiğim yeri görmek ister misin?” diye sordu.


Aras yavaşça ayağa kalktı ve İlay’ı takip etmeye başladı. Koridorlar rengarenk resimlerle süslüydü. İlay, onu okulun en sessiz ama en büyülü köşesine götürdü. Kapısında büyük bir kitap resmi olan odanın önüne geldiklerinde İlay, “İşte burası kütüphane!” dedi.


Kütüphanenin içine girdiklerinde Aras’ın gözleri fal taşı gibi açıldı. Raflar dolusu kitap tam ona göreydi! Hemen bir rafın yanına gidip üzerinde yıldızlar olan kalın, lacivert bir kitabı eline aldı. Kitabın kapağını okşarken yüzünde ilk kez büyük bir gülümseme belirdi. Aras aslında bir kitap kurduydu!


Ertesi gün İlay ve Aras kütüphanede yine buluştular. Tam o sırada sınıftan Melis de yanlarına geldi. Melis, “Burada olduğunuzu duydum, ben de gelebilir miyim?” diye sordu. İlay hemen sandalyesini kenara çekip Melis’e yer açtı ve neşeyle el salladı.


Aras, başlarda biraz dursa da sonra heyecanla elindeki kitabı açtı. “Bu kitapta ejderhalar ve gizli geçitler var!” diyerek anlatmaya başladı. Melis ve İlay, Aras’ın anlattığı hikayeyi nefeslerini tutarak dinliyorlardı. Aras konuştukça kendine güveni geliyor, elleriyle havada şekiller çiziyordu.


Günler geçtikçe Aras artık sınıfta hiç susmuyordu. Oyunlara katılıyor, şakalar yapıyordu. Bir gün okul koridorunda İlay ile karşılaştığında ona sımsıkı sarıldı. “Beni o gün kütüphaneye davet ettiğin için teşekkür ederim İlay,” dedi. İlay, Aras’ın neşesini gördükçe çok mutlu oluyordu.


İlay o akşam evde yatağına uzandığında bir şey fark etti. Birini bir gruba dahil etmek, aslında çok zor bir şey değildi. Bazen sadece küçük bir davet, sıcak bir gülümseme bir köprü kurmaya yetiyordu. Elindeki kağıttan yaptığı küçük köprü oyuncağına bakarak gülümsedi.


Ertesi gün İlay’ın aklına harika bir fikir geldi: Sınıfta “Kitap Paylaşım Günü” düzenlemek! Melis ile birlikte sınıfa renkli afişler hazırlayıp astılar. “En Sevdiğin Kitabı Getir, Arkadaşınla Paylaş!” yazan afiş, sınıfın en orta yerine asıldı.


Kitap günü muhteşem geçti. Herkes farklı bir kitap getirmişti. Aras, Melis’e getirdiği dünya atlasını gösteriyordu. “Bak, burada hiç görmediğimiz adalar var!” diyordu. Melis ise hayretle atlası inceliyordu. Herkes birbirinden yeni ve ilginç şeyler öğreniyordu.


İlay sınıfın neşesine bakarken gülümsedi. Yeni bir arkadaşlığın, bazen sadece minik bir adımla başladığını artık çok iyi biliyordu. Aras artık yalnız değildi; hep birlikte kitaplardan ve dostluktan kurdukları o görünmez köprünün üzerinde yürüyorlardı.



Aşağıdaki link ve iframe kodunu kullanarak kitabı sitene ekleyebilirsin.