Mercan ve Küçük Deniz Kabukları
Mercan, güneşin pırıl pırıl parladığı bir sabah kumsalda yürürken ayağının dibinde parlayan değişik şekillerde deniz ...
Aramaya başlamak için yukarıdaki kutuya yazın
Okuma deneyiminizi zenginleştirecek özellikler ve ipuçları


Efe, güneşli bir hafta sonu sabahında bahçenin en köşesinde, toprağı eşelerken parlayan bir şey fark etti. Toprağın derinliklerinde, üzerinde gümüş rengi sarmal çizgiler olan, daha önce hiç görmediği tuhaf bir tohum duruyordu. Bu tohum, sıradan bir fasulye ya da bezelye tanesine hiç benzemiyordu; sanki üzerine gizli bir harita çizilmiş gibiydi.


Efe, tohumu avucuna alıp parmaklarının ucunda evirip çevirdi. “Bunu hemen ekmeli miyim?” diye düşündü kendi kendine. Ama içinden bir ses, bu gizemli nesnenin ne olduğunu öğrenmeden toprağa bırakmaması gerektiğini söylüyordu. Tohumu nazikçe yumuşak bir mendile sardı ve onu korumak için çantasının en güvenli köşesine yerleştirdi.


Ertesi gün okulda, en sevdiği öğretmeni Bilge Hanım’ın yanına gitti. Bilge Hanım, Efe’nin heyecanla gösterdiği tohumu görünce gözlüklerini düzeltti ve “Bu gerçekten çok nadir bir buluşa benziyor Efe,” dedi. Birlikte okul kütüphanesinin en arkasındaki, büyük ve kalın kitapların olduğu raflara yöneldiler.


Büyük, deri ciltli ve eski bir botanik kitabını masaya yatırdılar. Sayfaları tek tek çevirirken, sararmış bir kağıtta Efe'nin bulduğu tohuma tıpatıp benzeyen bir çizim gördüler. Yanındaki yazıda bunun yüzyılda bir çiçek açan, çok özel bir bitki olduğu anlatılıyordu. Efe, bu çiçeğin nasıl görüneceğini hayal etmeye başladı.


Araştırmasını tamamlayan Efe, büyük bir kararlılıkla eve döndü. Bahçenin en çok güneş alan, en korunaklı köşesini seçti. Toprağı elleriyle havalandırdı ve tohumu tam merkeze yerleştirdi. Üzerini yumuşak bir toprak tabakasıyla örttü ve ona ilk can suyunu verdi. Şimdi beklemeye hazırdı.


Günler birbirini izlemeye başladı. Efe her sabah, henüz güneş yeni doğarken bahçeye koşuyordu. Dizlerinin üzerine çöküp toprağı kontrol ediyor, nemini ölçüyordu. Sabırlı olmak zordu ama o, tohumun uyanmasını beklemeye kararlıydı. Her gün aynı saatte bitkisine moral vermek için onunla fısıldayarak konuşuyordu.


Bir sabah, toprağın arasından minicik, parlak yeşil bir kafa uzandı. Efe sevincinden yerinde duramıyordu! “Yaşasın, uyanıyor!” diye bağırdı. Filiz o kadar narin ama bir o kadar da güçlü görünüyordu ki, Efe onu rüzgardan korumak için etrafına küçük taşlardan bir çit yaptı.


Bitki hızla büyümeye devam etti. Hafta sonu geldiğinde bitki artık Efe’nin boyuna yaklaşmıştı. Yaprakları tıpkı o eski kitaptaki gibi kalp şeklindeydi ve üzerlerinde gümüşi damarlar parlıyordu. Efe, bitkinin her gün biraz daha serpilmesini ve güçlenmesini hayranlıkla izliyordu.


Ve sonunda o büyük gün geldi. Bir sabah bahçeye çıktığında, bitkinin tepesinde devasa, parlak sarı bir çiçek açmıştı. Çiçek adeta bahçenin ortasında duran küçük bir güneş gibi parlıyor, etrafa çok tatlı bir koku yayıyordu. Efe, gözlerine inanamadı; çiçek kitaptaki resminden bile çok daha güzeldi.


Efe, çiçeğin yanına oturdu ve uzun uzun düşündü. “Acaba bu gerçekten sihirli mi?” dedi kendi kendine. Sonra gülümsedi. Belki havada uçmuyor ya da dilekleri anında gerçekleştirmiyordu ama küçük, kuru bir tohumun böyle devasa bir güzelliğe dönüşmesi zaten doğanın en büyük sihri değil miydi? Doğanın mucizeleri ona yetmişti.


Çiçek zamanla solup yerini onlarca yeni ve parlak tohuma bıraktı. Efe bu tohumları özenle topladı ve her birini küçük kağıt paketlere koydu. Ertesi gün okula gittiğinde, arkadaşı Ayla'ya bir paket uzattı. “Bu doğanın gerçek mucizesi,” dedi, “artık bu gizemli güzellik senin bahçende de hayat bulabilir.”



Aşağıdaki link ve iframe kodunu kullanarak kitabı sitene ekleyebilirsin.