Mercan ve Küçük Deniz Kabukları
Mercan, güneşin pırıl pırıl parladığı bir sabah kumsalda yürürken ayağının dibinde parlayan değişik şekillerde deniz ...
Aramaya başlamak için yukarıdaki kutuya yazın
Okuma deneyiminizi zenginleştirecek özellikler ve ipuçları


Efe, o sabah kahvaltısını bitirdiğinde elindeki elma çöpüne ve boş süt kutusuna uzun uzun baktı. “Bunların hepsi aynı yere mi gidiyor?” diye düşündü. Annesi her şeyi farklı poşetlere koyuyordu ama Efe bu yolculuğun nereye vardığını çok merak ediyordu. Atıkların nasıl ayrıştırıldığını ve neden bu kadar önemli olduğunu anlamaya kararlıydı.


Okula gittiğinde, koridorun köşesinde duran renkli kutular hemen dikkatini çekti. Mavi, sarı ve yeşil kutular yan yana dizilmişti. Efe, çantasını bırakır bırakmaz bu kutuların yanına gitti ve üzerindeki yazıları tek tek okumaya başladı. Her rengin bir anlamı vardı ve her kutu farklı bir “yemek” bekliyordu.


Efe, o gün kütüphaneye giderek geri dönüşüm hakkında derin bir araştırmaya daldı. Mavi kutunun kağıtları, sarı kutunun plastikleri, yeşil kutunun ise camları sevdiğini öğrendi. Bilgisayar ekranındaki rengarenk grafiklere bakarken, her bir atığın geri dönüştüğünde nasıl yeni bir şeye dönüştüğünü görmek onu heyecanlandırdı.


Teneffüs zili çaldığında Efe, arkadaşı Nil'in elindeki boş plastik şişeyi mavi kutuya atmak üzere olduğunu fark etti. Nil, kağıt kutusunun üzerine gelmişti. Efe tam “Dur!” diyecekken vazgeçti. İnsanları uyarmak bazen sıkıcı olabilirdi; o an aklına çok daha eğlenceli bir fikir geldi.


Efe o akşam eve gider gitmez masasına oturdu. Boyalarını, kartonlarını ve makasını çıkardı. “Geri Dönüşüm Yarışı” adını verdiği bir oyun tasarlamaya başladı. Küçük kartlara farklı atık resimleri çizdi: eski gazeteler, meyve suları, kırık kavanozlar... Oyunun kuralı basitti: En hızlı ve doğru eşleştirmeyi yapan kazanacaktı.


Ertesi gün Efe, oyununu sınıfa getirdi ve öğretmeni Bilgehan Bey'e gösterdi. Bilgehan Bey, Efe'nin bu yaratıcı fikrini çok beğendi. “Harika bir iş çıkarmışsın Efe, hadi bunu tüm sınıfla paylaşalım,” dedi. Efe'nin heyecanı gözlerinden okunuyordu.


Oyun başladığında sınıf bir anda neşeyle doldu. Efe ve Nil, yerdeki büyük renkli halkaların içine atık kartlarını fırlatarak yarışıyorlardı. “Plastik şişe sarı kutuya!”, “Eski defter mavi kutuya!” diye bağırıyorlardı. Çocuklar eğlenirken aslında hangi eşyanın nereye ait olduğunu ezberlemişlerdi bile.


Oyun bittikten sonra Efe sessizce bir köşeye oturdu ve düşünmeye başladı. Geri dönüşüm harikaydı ama daha az çöp üretmek de bir o kadar önemliydi. “Eğer bir şeyi atmak yerine tekrar kullanırsam, kutuya bile gerek kalmaz,” diye fısıldadı kendi kendine. Bu, keşfedilmeyi bekleyen yeni bir dünyaydı.


Efe düşüncelerini Nil ile paylaştı. İkisi birlikte sınıftaki “çöp” kutusuna gitmek yerine, kullanılmayan eşyaların olduğu dolaba yöneldiler. Eski kumaş parçaları, boş kavanozlar ve ayakkabı kutuları... Hepsi aslında yeni bir maceranın başlangıcı olabilirdi.


Efe eve gittiğinde hemen işe koyuldu. Üç küçük meyve suyu kutusunu birbirine yapıştırdı, üzerlerini parlak mavi ve fosforlu turuncu kağıtlarla kapladı. Üzerine eski düğmelerden süsler yaptı. Birkaç saat içinde, masasında duran kalemler için harika bir düzenleyici ortaya çıkmıştı.


Ertesi gün Efe yaptığı masa düzenleyiciyi okula götürüp Bilgehan Bey'e gösterdi. “Bakın öğretmenim, bu artık bir çöp değil, benim yeni kalemliğim!” dedi. Bilgehan Bey gülümseyerek Efe'nin omzuna dokundu. Bir şeyi atmadan önce onunla neler yapılabileceğini düşünmek en büyük geri dönüşümdü.


Artık sınıftaki herkes “Efe'nin Geri Dönüşüm Makinesi” dediği bu yeni yöntemi kullanıyordu. Nil eski bir kavanozdan saksı yapmıştı, diğerleri ise kağıtlardan süsler. Efe, çöp gibi görünen her şeyin içinde yeni bir hayat saklı olduğunu keşfetmişti ve bu keşif dünyayı daha renkli bir yer yapıyordu.



Aşağıdaki link ve iframe kodunu kullanarak kitabı sitene ekleyebilirsin.