Mercan ve Küçük Deniz Kabukları
Mercan, güneşin pırıl pırıl parladığı bir sabah kumsalda yürürken ayağının dibinde parlayan değişik şekillerde deniz ...
Aramaya başlamak için yukarıdaki kutuya yazın
Okuma deneyiminizi zenginleştirecek özellikler ve ipuçları


Derin, hafta sonunu geçirmek için dedesinin eski evine gitmişti. Tavan arasında tozlu rafları ve eski kutuları karıştırırken, bir sandığın dibinde parlayan bir nesne gördü. Bu, avucuna tam oturan, pirinçten yapılmış küçük ve zarif bir pusulaydı.


Derin pusulayı parmaklarının ucunda yavaşça çevirdi. Metalin soğuk ama pürüzsüz dokusu hoşuna gitmişti. Pusulanın arka kapağındaki küçük bir ayrıntı dikkatini çekti; oraya çok ince bir işçilikle eski bir tarih kazınmıştı: “12 Eylül 1978”.


Derin, elinde pusulayla aşağıya koştu ve mutfakta çayını yudumlayan Hikmet Dede’nin yanına gitti. Hikmet Dede, avucundaki pusulayı görünce gözleri özlemle parladı. “Bu küçük rehber,” dedi Hikmet Dede, “yıllar önce çıktığım en zorlu ama en güzel yürüyüşte bana eşlik etmişti.”


Derin, elindeki bu küçük metal parçasının neden bu kadar önemli olduğunu merak etmeye başladı. Alt tarafı yön gösteren bir alet değil miydi? Ancak dedesinin ona bakarkenki yüz ifadesi, pusulanın sadece yön bulmaktan daha fazlasını yaptığını fısıldıyordu.


Hikmet Dede ayağa kalktı ve kütüphanesinden kenarları aşınmış, mavi kapaklı eski bir defter çıkardı. “İşte burada,” dedi Derin'e seslenerek. Bu, dedesinin yıllar önce tuttuğu eski yürüyüş defteriydi. Derin, defterin sayfalarını büyük bir heyecanla çevirmeye başladı.


Defterin orta sayfalarına geldiklerinde karşılarına elle çizilmiş bir çizim çıktı. Bu, yıllar önce gidilen karmaşık bir dağ yolunun krokisiydi. Hikmet Dede, parmağıyla çizgileri takip ederek geçtikleri dereleri ve tırmandıkları tepeleri tek tek gösterdi.


Hikmet Dede anlattıkça, Derin kendini o eski patikalarda yürüyormuş gibi hissetti. Dedesinin hikâyeleriyle birlikte, pusulanın üzerindeki her çizik ve haritadaki her işaret bir anlam kazanmaya başladı. Derin, o günlerden kalan izleri öğrenmek için can atıyordu.


“Peki,” dedi Derin, “biz de o yola gidebilir miyiz?” Hikmet Dede bu teklife çok sevindi. Birlikte haritayı inceleyip çantalara neler koyacaklarını planladılar. Güvenli bir doğa yürüyüşü için gerekli olan her şeyi hazırlayarak sabah erkenden yola çıkmaya karar verdiler.


Ertesi sabah güneş doğarken ormandaydılar. Derin, elinde sıkıca tuttuğu pusulayı kullanarak yönlerini belirliyordu. Pusulanın iğnesi titreyerek kuzeyi gösterdiğinde, haritadaki eski işaretli ağacı buldular. Pusula, tıpkı yıllar önce dedesine yaptığı gibi şimdi de onlara rehberlik ediyordu.


Yürüyüş devam ederken Derin bir şeyi fark etti. Bu yolculuk sadece bir yere varmakla ilgili değildi. Pusula, her adımda dedesiyle arasında görünmez, sıcacık bir bağ kuruyordu. Hikmet Dede’nin elini tutarken, pusulanın aslında bir anı taşıyıcısı olduğunu anladı.


Nihayet dik bir yokuşu tırmandıktan sonra, haritadaki son durak olan eski bir seyir noktasına ulaştılar. Burası, vadiyi ve uzaktaki karlı dağları gören muhteşem bir balkona benziyordu. Hikmet Dede, Derin’in yanına durup derin bir nefes aldı.


Derin, rüzgar saçlarını uçururken elindeki pusulaya son bir kez baktı. Bazı eşyaların gerçek değerinin paradan ya da parlaklıktan gelmediğini, onları kullanan insanların biriktirdiği hatıralardan geldiğini artık çok iyi biliyordu.



Aşağıdaki link ve iframe kodunu kullanarak kitabı sitene ekleyebilirsin.