Mercan ve Küçük Deniz Kabukları
Mercan, güneşin pırıl pırıl parladığı bir sabah kumsalda yürürken ayağının dibinde parlayan değişik şekillerde deniz ...
Aramaya başlamak için yukarıdaki kutuya yazın
Okuma deneyiminizi zenginleştirecek özellikler ve ipuçları


Beril’in odası dev bir gökkuşağı gibiydi. Raflarında her tondan kalemler, kutu kutu boyalar ve ucu hiç aşınmamış fırçalar diziliydi. Beril için dünyadaki en büyük mutluluk, yüzlerce rengi aynı anda kağıda dökebilmekti. “Ne kadar çok rengim varsa, o kadar güzel resim yaparım,” diye düşünürdü her sabah okula giderken.


Bir Salı sabahı, resim öğretmeni Bayan Işık sınıfa elinde sadece üç küçük boya tüpüyle girdi: Kırmızı, sarı ve mavi. “Bugün 'Kayıp Renkler Atölyesi'ndeyiz çocuklar,” dedi gülümseyerek. “Sadece bu üç rengi ve beyazı kullanarak birer dünya çizeceksiniz.” Beril şaşkınlıkla elindeki dev boya çantasına baktı. Sadece üç renk mi? Bu imkansızdı!


Beril önündeki boş kağıda ve üç boya tüpüne uzun uzun baktı. Turuncusu yoktu, moru yoktu, yemyeşil çimenleri nasıl yapacaktı? “Bayan Işık, benim en sevdiğim renk olan turkuaz burada yok,” diye fısıldadı üzüntüyle. Kendi kendine, “Sadece üç renkle resim yarım kalır,” diye düşündü.


Derken Beril’in aklına bir fikir geldi. Belki de renkler kaybolmamıştı, sadece saklanıyorlardı! Fırçasını aldı, önce biraz mavi, sonra biraz sarı boyayı paletinde yan yana getirdi. Fırçasıyla onları yavaşça karıştırdığında gözlerine inanamadı. Paletinde yepyeni, taptaze bir yeşil belirmişti!


Beril’in bu keşfini yan sırada oturan Aras fark etti. Aras elindeki kırmızı boyaya bakıp kararsız kalmıştı. Beril ona dönerek, “Bak Aras! Renkleri karıştırınca yenilerini bulabiliyoruz. Mavi ve sarı birleşince çimenlerin rengi çıkıyor!” dedi. Aras’ın merakı uyanmıştı.


Aras da hemen denemeye karar verdi. Kırmızı ve sarı boyadan biraz alıp paletinin boş bir köşesinde karıştırdı. Birkaç saniye içinde kağıdın üzerinde sıcacık bir turuncu parladı. “Buldum!” diye bağırdı Aras. “Güneşin rengini buldum!” Artık sınıfın içi sessiz değil, heyecan dolu seslerle çınlıyordu.


Bayan Işık masaların arasında geziyor, çocukların heyecanını paylaşıyordu. Aras’ın yanına gelip, “Peki ya pembe yapmak istersen neye ihtiyacın var?” diye sordu. Aras biraz düşündü ve sonra öğretmeninin ona uzattığı beyaz boyaya baktı. “Kırmızı ve beyaz!” dedi sevinçle.


Beril şimdi bir laboratuvardaki bilim insanı gibi çalışıyordu. Kırmızı ile maviyi karıştırıp derin bir mor elde etti. Üzerine biraz beyaz ekleyince en sevdiği lavanta rengine ulaştı. “Aslında ihtiyacım olan her şey buradaymış,” diye mırıldandı. Renkler sadece kutularda değil, onun hayal gücündeydi.


Kısa süre sonra sınıf gerçek bir renk laboratuvarına dönüştü. Beril ve Aras, birbirlerine yeni “renk tarifleri” veriyorlardı. “Maviye biraz daha beyaz katarsan gökyüzü olur!” diye seslendi Beril. Aras ise ona karşılık verdi: “Kırmızıya biraz mavi ve çokça beyaz ekledim, bak harika bir lila oldu!”


Ders bittiğinde Beril’in önündeki kağıt, hayatında yaptığı en renkli resme dönüşmüştü. Sadece üç ana renkle koca bir dünya kurmuştu. Beril artık biliyordu; yaratıcılık için yüzlerce kaleme gerek yoktu. Sınırlı imkanlar, en büyük hayalleri gerçeğe dönüştürmek için sadece birer basamaktı.



Aşağıdaki link ve iframe kodunu kullanarak kitabı sitene ekleyebilirsin.