Mercan ve Küçük Deniz Kabukları
Mercan, güneşin pırıl pırıl parladığı bir sabah kumsalda yürürken ayağının dibinde parlayan değişik şekillerde deniz ...
Aramaya başlamak için yukarıdaki kutuya yazın
Okuma deneyiminizi zenginleştirecek özellikler ve ipuçları


Güneşli bir Salı sabahıydı. Beren, bahçeye çıktığında yerde uzanan devasa bir karaltı gördü. Bu kendi gölgesiydi! “Vay canına,” diye düşündü Beren. “Neden bu kadar uzunum? Az kalsın bahçe kapısına kadar yetişeceğim!”


Beren’in içine bir merak düştü. Hemen eline sarı bir tebeşir aldı. “Bakalım bu dev gölge hep burada mı kalacak?” dedi kendi kendine. Eğildi ve gölgesinin bittiği yeri, tam kafasının uç kısmını yere büyük bir çarpı işaretiyle işaretledi.


Saatler geçti, güneş tam tepeye yükseldi. Öğle yemeği vakti gelmişti. Beren tekrar bahçeye koştu ama bir de ne görsün! Az önceki dev gölge küçücük kalmıştı. “Nereye gitti boyumun geri kalanı?” diye güldü Beren. Artık gölgesi sadece ayaklarının dibinde duran minik bir leke gibiydi.


Akşamüstü olduğunda gökyüzü turuncuya boyanmaya başladı. Beren son bir kez kontrol etmek için dışarı çıktı. Gözlerine inanamadı! Gölgesi sabahkinden bile daha uzun görünüyordu. Bahçedeki çitleri aşmış, neredeyse komşunun ağacına kadar uzanmıştı. “Gölge oyunu devam ediyor!” dedi heyecanla.


Beren bu gizemi çözmeye kararlıydı. Odasına gidip kitaplarını karıştırmaya başladı. “Gölgeler neden boy değiştirir?” diye sordu kendi kendine. En sevdiği ansiklopedisini açtı ve sayfalar dolusu renkli gezegen ve yıldız resimleri arasında cevabı aramaya başladı.


Aradığı cevabı bulmuştu! Güneş gökyüzünde bir yol izliyordu. Sabah alçaktayken gölgeler uzun, tam tepedeyken kısa, akşam tekrar alçalınca yine uzun oluyordu. Beren bir el feneri ve bir portakal alarak bu durumu kendi odasında denedi. Işığı hareket ettirdikçe gölgenin nasıl dans ettiğini gördü.


Ertesi gün en yakın arkadaşı Koral’ı çağırdı. “Koral, gel bir deney yapalım!” dedi. Koral elinde bir not defteri ve kalemle geldi. Beren ise bahçenin ortasına dikmek için uzun, renkli bir çubuk getirmişti. İki arkadaş, gün boyu sürecek bir gözlem projesine başladılar.


Koral, her saat başı saati kontrol ediyordu. Çubuğun gölgesi her değiştiğinde, Koral elindeki mezura ile gölgenin uzunluğunu dikkatlice ölçtü. “Tam otuz santim kısalmış!” diye bağırdı Koral. Not defterine rakamları tek tek kaydetti.


Akşam olduğunda masanın başına oturdular. Beren renkli kalemlerini çıkardı, Koral ise ölçümlerini söyledi. Birlikte kocaman bir kağıda gölge grafiği çizdiler. Grafik, sabah yüksekten başlayıp öğlen çukur yapıp akşam tekrar yükselen renkli bir vadiye benziyordu.


“Bak!” dedi Beren grafiği göstererek. “Gölgeler aslında bize zamanı söylüyor. Güneş’in nerede olduğunu bilince, saatimizin kaç olduğunu da tahmin edebiliriz.” Koral başıyla onayladı. İki küçük bilim insanı, doğanın bu muazzam oyununu çözmenin gururunu yaşıyordu.


Beren o günden sonra dışarı her çıktığında sadece önüne değil, yere de bakmaya başladı. Bir ağacın gölgesine bakarak, “Hımm, öğlen yemeği vakti yaklaşıyor olmalı,” diyebiliyordu. Gölgeler artık onun için sadece karanlık şekiller değil, gökyüzünün dilini konuşan gizli habercilerdi.


Güneş parladığı sürece bu oyun hiç bitmeyecekti. Beren, arkadaşı Koral ile birlikte yeni keşifler yapacağı sonraki güneşli günü iple çekiyordu. Dünya, meraklı gözler için ne kadar da eğlenceli bir yerdi!



Aşağıdaki link ve iframe kodunu kullanarak kitabı sitene ekleyebilirsin.