Mercan ve Küçük Deniz Kabukları
Mercan, güneşin pırıl pırıl parladığı bir sabah kumsalda yürürken ayağının dibinde parlayan değişik şekillerde deniz ...
Aramaya başlamak için yukarıdaki kutuya yazın
Okuma deneyiminizi zenginleştirecek özellikler ve ipuçları


Aylin, evlerinin arkasındaki yaşlı ormanda yürümeyi çok severdi. Bir öğleden sonra dev meşe ağaçlarının arasından geçerken garip bir ses duydu. Bu, rüzgarın sesi değildi; sanki ağaçlar derin ve üzgün bir şekilde iç çekiyor, ona bir şeyler fısıldıyordu. Aylin durup dikkatle dinledi, kalbi merakla çarpıyordu.


Ormanın çıkışına doğru yürürken en yakın arkadaşı Kerem ile karşılaştı. “Kerem, duyuyor musun?” diye sordu Aylin heyecanla. Kerem de durup kulak verdi. Gerçekten de vadinin derinliklerinden, dere yatağının olduğu taraftan boğuk fısıltılar geliyordu. İki arkadaş, sesin kaynağını bulmak için hızla ormanın derinliklerine daldılar.


Dere yatağına ulaştıklarında gördükleri manzara karşısında donup kaldılar. Normalde şırıl şırıl akması gereken derenin içi çöp yığınlarıyla doluydu. Plastik şişeler, poşetler ve paslı tenekeler suyun önünü tamamen kesmişti. Güzelim dere, kirli ve küçük bir su birikintisine dönüşmüştü.


Kerem, derenin kenarındaki bir taşın üzerine tünemiş küçük bir sincap fark etti. Zavallı hayvan, plastik şişelerin arasından bir damla su içmeye çalışıyor ama çöpler yüzünden suya ulaşamıyordu. Kerem, ormandaki fısıltıların aslında susuz kalan hayvanların ve ağaçların yardım çığlığı olduğunu o an anladı.


O sırada Aylin, bir çöp poşetinin altında çırpınan bir şey gördü. Dikkatle yaklaştığında, kanadı atılmış bir balıkçı misinasına dolanmış küçük, mavi bir kuş buldu. Kuş kaçmaya çalışıyor ama dolanan teller canını yakıyordu. “Hemen yardım etmeliyiz!” diye bağırdı Aylin.


Çocuklar hemen eve koşup Aylin’in babası Levent Bey’den yardım istediler. Levent Bey büyük çöp torbaları ve kalın eldivenlerle geri geldi. “Çok doğru bir şey yaptınız çocuklar,” dedi Levent Bey gururla. “Doğa bizim dilimizi konuşamaz ama bazen yardıma ihtiyacı olduğunu fısıldar.”


Hep birlikte işe koyuldular. Kerem ve Levent Bey, çamura saplanmış eski lastikleri ve ağır metal parçalarını dere yatağından çıkarmak için var güçleriyle asıldılar. Kerem, babasına yardım ederken alnındaki teri siliyor ama bir yandan da derenin kurtulacağını bilmenin mutluluğunu yaşıyordu.


Dere yatağı temizlenirken, Levent Bey küçük kuşun kanadındaki misinayı dikkatlice kesti. Aylin, minik kuşu avuçlarının içinde incitmeden tutuyordu. “Artık özgürsün,” diye fısıldadı Aylin. Kuş, sanki teşekkür eder gibi hafifçe öttü ve serbest kalınca bir ağacın dalına kondu.


Çöpler temizlenince derenin suyu yeniden özgürce akmaya başladı. Su, temiz taşların üzerinden şırıl şırıl akarken ormandaki o üzgün fısıltılar gitmiş, yerini neşeli bir şarkıya bırakmıştı. Aylin ve Kerem, berrak suyun parıltısını izlerken doğanın yeniden nefes aldığını hissettiler.


Gökyüzünde süzülen mavi kuşa el salladılar. Aylin ve Kerem o gün bir söz verdiler: Ormanın sesi olacaklar ve onu her zaman koruyacaklardı. Artık onlar Fısıldayan Orman’ın küçük muhafızlarıydı ve orman onlara her rüzgarda sevgiyle fısıldamaya devam edecekti.



Aşağıdaki link ve iframe kodunu kullanarak kitabı sitene ekleyebilirsin.