Mercan ve Küçük Deniz Kabukları
Mercan, güneşin pırıl pırıl parladığı bir sabah kumsalda yürürken ayağının dibinde parlayan değişik şekillerde deniz ...
Aramaya başlamak için yukarıdaki kutuya yazın
Okuma deneyiminizi zenginleştirecek özellikler ve ipuçları


Okulun bahçesinin tam ortasında, gövdesi kıvrım kıvrım, dalları gökyüzüne uzanan devasa bir çınar ağacı vardı. Ahmet, teneffüslerde hep bu ağacın altında oturur, kalın kabuklarına dokunurdu. “Bu ağaç kim bilir neler gördü?” diye düşündü kendi kendine. Ağaç o kadar yaşlıydı ki, okulun binasından bile daha büyük görünüyordu. Ahmet, bu sessiz devin sırlarını öğrenmeye karar verdi.


Ahmet, aklındaki sorularla öğretmeni Selin Hanım'ın yanına gitti. “Öğretmenim, bahçedeki ağaç kaç yaşında?” diye sordu. Selin Öğretmen gülümsedi ve Ahmet'in merakını takdir etti. “Bu çok güzel bir soru Ahmet. Gel, okulun arşivine gidelim. Belki orada eski fotoğraflar bulabiliriz,” dedi. Birlikte kütüphanenin tozlu raflarına doğru yola çıktılar.


Arşivde eski, siyah beyaz fotoğraflarla dolu büyük bir albüm buldular. Selin Öğretmen sayfaları yavaşça çevirirken Ahmet gözlerini ayırmıyordu. Sonunda, okulun ilk yapıldığı yıllara ait bir fotoğraf buldular. Fotoğrafta okul binası henüz çok yeniydi ve bahçesinde incecik, küçük bir fidan dikiliydi. Ahmet hayretle, “Bu bizim koca çınar mı?” diye fısıldadı.


Ahmet fotoğrafı daha yakından inceledi. Fidanın yanında gülen küçük bir çocuk duruyordu. Çocuğun elinde bir sulama kabı vardı. Ahmet, o çocuğun kim olduğunu ve şimdi nerede olduğunu çok merak etti. “Eğer o çocuğu bulabilirsek, ağacın çocukluğunu bize anlatabilir,” dedi. Fotoğrafın arkasında solgun bir yazıyla “Kaya, 1960” yazıyordu.


Ahmet, sınıftaki en yakın arkadaşı Elif’e fotoğrafı gösterdi. “Kaya Bey'i bulmalıyız Elif,” dedi. Elif hemen bir dedektif edasıyla not defterini çıkardı. İki arkadaş, mahalledeki yaşlılara sormaya karar verdiler. Belki de bu “Kaya”, hâlâ bu mahallede yaşayan biriydi. Ellerinde fotoğrafla okulun kapısına doğru koştular.


Tam okul kapısından çıkarken, bankta oturan yaşlı bir beyefendi dikkatlerini çekti. Ahmet cesaretini toplayıp yanına gitti ve fotoğrafı gösterdi. Yaşlı adam gözlüklerini düzeltti, fotoğrafa baktı ve gözleri doldu. “Bu benim!” dedi kısık bir sesle. “Kaya Amca siz misiniz?” diye sordu Ahmet heyecanla. Kaya Amca başıyla onayladı.


Kaya Amca, Ahmet ve Elif'i yanına alarak büyük çınarın altına götürdü. “Bu ağacı babamla birlikte dikmiştik,” dedi. Elif, ağacın pürüzlü kabuğuna dokundu. Kaya Amca, ağacın altında nasıl ders çalıştıklarını, kuşların nasıl yuva yaptığını bir bir anlattı. Ağaç, onun için sadece bir bitki değil, çocukluk arkadaşıydı.


Kaya Amca cebinden paslanmış, küçük bir metal parça çıkardı. “Bunu bulduğuna sevineceksin Ahmet,” dedi. Bu, Kaya Amca'nın çocukken ağacın dibine gömdüğü bir “zaman kapsülü” madalyonuydu. “Ağaçlar anıları saklar. Ben gitsem de o hep burada kaldı ve benim sırlarımı korudu,” dedi ve madalyonu Ahmet'e hediye etti.


Ertesi gün Ahmet ve Elif sınıfa geldiklerinde çok heyecanlıydılar. Öğrendikleri her şeyi arkadaşlarına anlattılar. Selin Öğretmen, “Madem bu ağaç okulun bir hafızası, neden bunu herkesle paylaşmıyoruz?” diye bir fikir attı. Bütün sınıf alkışlarla bu fikri destekledi. Bir bilgilendirme panosu hazırlamaya karar verdiler.


Hazırlıklar başladı. Elif boyaları hazırladı, Selin Öğretmen ise ahşap panoyu getirdi. Ahmet, Kaya Amca'nın anlattığı hikâyeleri güzel bir yazıyla kağıtlara döktü. Hep birlikte çalışırken çok eğleniyorlardı. Ağaç, sanki dallarını biraz daha aşağı indirmiş, onları izliyor gibiydi.


Sonunda pano bitti. Üzerinde ağacın eski fotoğrafı, Kaya Amca'nın hikâyesi ve ağacın türü hakkında bilgiler vardı. Ahmet, panonun en altına “Hikâyeler yaşayan varlıklarda saklıdır” yazdı. Panoyu ağacın hemen yanına, toprağa sağlamca yerleştirdiler. Artık herkes bu yaşlı dostun kim olduğunu biliyordu.


Akşamüstü okuldan çıkarken Ahmet, çınar ağacına bir kez daha baktı. Artık ona sadece bir ağaç olarak bakmıyordu; o, içinde binlerce anı barındıran dev bir kütüphaneydi. Ahmet ağaca yavaşça sarıldı ve fısıldadı: “Senin hikâyeni koruyacağıma söz veriyorum.” Rüzgar esti ve çınarın yaprakları Ahmet'e teşekkür eder gibi hışırdadı.



Aşağıdaki link ve iframe kodunu kullanarak kitabı sitene ekleyebilirsin.